Eyl 27

Fobiler

by ajansbee in Makaleler 0 comments 226

FOBİLER

Çoğumuz çeşitli şeylerden korkmaktayız. Bu korkular hayatımızın her döneminde farklılık göstermektedir. Örneğin çocukken karanlıktan korkmak gibi. Gelişim dönemlerinde bireyin etrafı tanımaya başlaması ile birlikte yaşa göre bazı korkular oluşması normal ve doğal bir süreç olarak kabul edilir. Fakat beklenen durum, yaşın ilerlemesi ile korkuların azalmasıdır. Bu durumda fobik bir süreçten bahsetmek yerine normal kabul edilen korkulardan bahsetmiş oluruz.

Fakat bu durum yetişkinlerde geçerli değildir. Korku tabii ki yetişkinler için de normaldir, fakat bu korkular yaşam kalitenizi bozmaya başladığında fobik bir durumdan şüphelenmelisiniz.

Fobi Nedir?

Fobi, bir tür kaygı bozukluğudur. Kişinin gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye, canlıya karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışı sergilemesine fobi denir. Bu kişiler fobi nesnesi ile karşı karşıya kaldıklarında ise büyük bir sıkıntı, kaygı yaşarlar ki bu durum kendini tam bir panik hali ve dehşet hissi şeklinde gösterebilmektedir. Kişiler bu korkularının mantıksız ya da aşırı olduğunu bilse de, korkularına engel olamazlar.

Fobilerin normal korkudan farkı; günlük işlevlerde bozulmaya yol açması, yaşam kalitesini düşürmesidir. Fobinin yarattığı kaygı ve fobiden kaçınmak için sarf edilen çaba, fobi sahibi kişinin yeteneklerini ve davranışlarını kısıtlamaktadır.

Fobi Türleri

Özgül Fobiler:

Belli nitelikteki canlı-cansız nesne, mekân veya aktiviteye yönelik olarak aşırı korkulu olma durumudur. Özgül fobiler genellikle çocukluk çağlarında başlar, ancak yirmili yaşlarda da ortaya sıklıkla çıkmaktadır.

Sık görülen özgül fobiler;

Hayvan Fobileri: En yaygın görülen fobi türüdür. Yılan, kuş, köpek, örümcek, fare korkusu gibi.

Durumsal Fobiler: Uçağa binmek, araba kullanmak, toplu taşıma araçlarına binmek, tünel ya da köprüden geçmek, kapalı alanda kalmak gibi.

Doğa Fobileri: Doğa olayları kaynaklı fobilerdir. Fırtına, yükseklik korkusu ya da sudan korkmak gibi korkulara neden olmaktadır.

Sağlık İle İlgili Fobiler: Kan görmek, yaralanmak, medikal prosedürler ve iğne korkusu gibi.

Diğer Fobiler: Palyaço korkusu, yüksek ses korkusu gibi belirli nesnelere göre değişen fobilerdir.

Karmaşık Fobiler:

Kişinin korku ve kaygısı tek bir nesneye yönelik değildir. Birbirinden farklı yerlerde ortaya çıkmaktadır. Sosyal fobi ve agorafobi buna örnektir.

Sosyal Fobi ( Sosyal Kaygı Bozukluğu):

Kinin sosyal ortamlarda ileri düzeyde kaygılı olması durumudur. Genellikle kişinin kendini yabancı hissedebileceği kalabalık ortamlarda, dikkatlerin kendisine yöneleceği durumlarda ortaya çıkan aşırı kaygılı olma halidir.

Aşırı kaygılanmanın altındaki temel düşünce, insanlar tarafından olumsuz değerlendirilme, hata yapma, alay edilme şeklindeki varsayımlardır. Kişi bu yoğun korku ve kaygı ile kendini iş, sosyal ve özel hayattan soyutlamaya başlar. Kaygının azalacağı yerleri tercih eder, bahaneler üretir, insanların daha az olduğu yerleri seçerek kaçınma davranışları sergiler. Kaçınma davranışı sergiledikçe korku ve kaygı giderek pekişir.

Sosyal fobi genellikle ergenlik dönemi ile genç yetişkinlik döneminde ortaya çıkmaktadır.

Agorafobi:

Kişinin kolayca kaçıp kurtulamayacağını düşündüğü mekânlarda bulunmaktan kaçınması ve bu mekânlarda ileri düzeyde korku ve kaygı yaşamasıdır.

Otobüs, minibüs gibi kapalı mekânlar, alışveriş merkezleri, sinema gibi alanlarda kaçınırlar. Agorafobide panik nöbetleri ortaya çıkabilir. Kişi nöbet geçireceğini düşünür ve o anda yardımsız kalacağını, kontrolü kaybedeceğini düşünerek kaygı yaratan mekânlardan kendini uzaklaştırır.

Fobilerin Görülme Sıklığı

Toplumun yaklaşık %8 ile %18’inde herhangi bir tür fobi mevcuttur. Fobiler kadınlarda daha sık görülmektedir. Çocuklukta görülen fobiler ilerleyen yaşlarda kaybolabilirken, yetişkinlikte ortaya çıkan fobiler ise genellikle birden başlar ve uzun süreli olmaktadır.

Fobiler Neden Olur?

Fobilerin gerçek nedenleri net olarak bilinememektedir. Fobi nedenleri türlerine göre değişmektedir, aynı fobi türünde de kişiden kişiye değişiklik gösterir.  Fobilerde neden biyolojik, genetik ve çevreseldir.

Çocukluk döneminde başlayan basit fobiler, rahatsız edici ve beklenmedik bir deneyim kaynaklı olabilir. Fobiler, öğrenilen davranışlar olabilir. Aynı evde başka bir kişinin fobisini deneyimleyen çocuk, fobi geliştirebilir. Genç yetişkinlikte görülen karmaşık fobiler ise, kalıtımsal özellikler ve yaşam olayları ile gelişmektedir.

Fobi Döngüsü

Kişi, herhangi bir nedenle bir nesne, durum ya da canlıdan korku duyar. Ardından kaygı yaratan nesne ile karşılaştığı durumlarda kaygı ve korkusunu azaltmak için kaçınma davranışı sergiler.(Örneğin; köpek gördüğünde karşı kaldırıma geçmek) Bu davranışlar tekrarlandıkça koşullanma oluşur, kaygı yaratan nesne/durum ile her karşılaşıldığında yeni kaçınma davranışları üretilir. Kaçınma davranışı, korku ve kaygının giderek kökleşmesine ve kişinin günlük işlevlerini yerine getirememesine neden olur. Böylelikle başta normal olan korku, fobiye dönüşür.

Fobilerde Görülen Belirtiler

  • Korku nesnesi/durumu ile karşılaşıldığında kontrol edilemeyen kaygı,
  • Korku nesnesi/durumuna dair aşırı ve mantıksız korku,
  • Korku nesnesinden kaçınma,
  • Korku nesnesi nedenli panik nöbetleri ( terleme, titreme, boğulma hissi, mide bulantısı, baş ağrısı, nefes darlığı gibi fiziksel belirtiler)

Fobilerin Tedavisi

Fobiler tedavi edilmediği takdirde çok uzun zaman devam edebilir ve kökleşebilir. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma davranışını önlemek ve ortaya çıkan kaygı ve korkuyu azaltmaktır.

İlaç Tedavisi: Antidepresan tedavisi uygulanmaktadır. Fakat tek başına ilaç tedavisi çözüm değildir. Ek olarak mutlaka psikoterapi desteği gereklidir.

Psikoterapi: Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme tedavisidir. Bu yöntemde kişinin korku yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan kaygı ile başa çıkması öğretilir. Kaygı ile başa çıkma tedavisinde gevşeme teknikleri ve bilişsel davranışçı tedavilerden yararlanılır.

Öneriler

Kişi korkularının üzerine gitmeye karar verdiğinde, korkusunun şiddetini incelemelidir. Korkusunun şiddetli olduğunu ve günlük hayat işlevlerini bozduğunu düşünüyorsa mutlaka uzman yardımı almalıdır.

  • Nesne/durum hakkında düşünürken rahatsız oluyor mu?
  • Korkulan nesne/durum aklına hangi sıklıkta geliyor?
  • Korkulan nesneyi/durumu düşündüğünde onunla ilgili bir olay aklına geliyor mu?
  • Korkulan nesne/durum hakkında düşünmek, konuşmak onu ne kadar rahatsız ediyor?
  • Korkulan nesne/durum düşünüldüğünde ya da maruz kalındığında terleme, sıcak basması, kalp artışının hızlanması gibi fiziksel belirtiler oluşuyor mu?

Kişi stresle başa çıkarken doğal ihtiyaçları karşılanmalıdır: (Uyku düzeni,  dengeli beslenme, doğru nefes alma, bol su içme, yürüyüş vb.) Bu ihtiyaçlar, fobilerde etkili olan biyokimyasal bozukluğun düzelmesine yardımcı olur.

Maruz bırakma, üzerine gitme alıştırmalarında dikkatli olunmalıdır. Yoğun kaygı ve fiziksel belirtiler ile baş etmek zor olabilir. Uzman desteği ile aşamalı olarak alıştırmalar gerçekleşmektedir.

Panik bozukluk ve panik atak nöbetleri, günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan biri haline geldi. Birebir yaşamasanız bile çevrenizden, arkadaşlarınızdan panik bozukluğun fiziksel belirtilerine dair bilgiler duymuş olma olasılığınız yüksek. Bu noktada dikkat edilmesi gereken “panik bozukluk” ve “panik atak” kavramlarını birbirinden ayırt etmek olacaktır. Panik bozukluk, kendiliğinden ve bir anda ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur.

Panik atak ise, anksiyete(kaygı, bunaltı) belirtilerinin aniden başladığı ve 10 dakika içerisinde en yüksek düzeye ulaştığı yoğun bir korku ve rahatsızlık dönemidir. Bu ataklar genellikle 10-30 dakika içerisinde sona erer. Nadiren 30 dakikadan uzun sürer. Her panik atak, panik bozukluk anlamına gelmemektedir.

Panik Bozukluk ve Panik Atak Kriterleri Nelerdir?

Panik Atak Kriterleri;

  • Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsanması
  • Terleme
  • Titreme/sarsılma
  • Nefes darlığı/boğuluyor gibi olma
  • Soluğun kesilmesi
  • Göğüs ağrısı/göğüste sıkıntı hissi
  • Bulantı/karın ağrısı
  • Baş dönmesi, sersemlik, düşecek/bayılacak gibi olma
  • Gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma duyumu
  • Kontrolünü kaybetme korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Paresteziler (uyuşma ve hissizlik)
  • Üşüme, ürperme/ateş basmaları

Bu kriterlere göre, en az 4 tanesi ani başlar, 10. dakikada en yüksek seviyeye çıkar.

Panik Bozukluk Kriterleri;

  1. Yineleyen beklenmedik panik ataklar
  2. Panik atağın herhangi bir genel tıbbi durum, madde kullanımı ya da başka bir mental hastalık nedeni ile oluşmaması
  • Aşağıdakilerden en az biri:
    • Başka atakların olacağına dair sürekli kaygı duyma ( en az 1 ay)
    • Atağın olası sonuçları (kontrolünü kaybetme, kalp krizi, “çıldırma”, ölüm) ile ilgili kaygı
    • Belirgin davranış değişikliği ve iş, sosyal, özel hayatta işlevsellik kaybı

İlk kez panik atak ile karşılaşan kişi, bulunduğu duruma anlam veremez. Nedenini bilemez ve yoğun korku yaşar. İlk panik atak 1/3 kalabalıkta, 1/3 evde, 1/4 araba kullanırken/araba içerisinde gerçekleşebilir. İlk atakta genel olarak yapılan şey acile başvurmak olur. Kişi bedeninde hissettiği değişimlere odaklanarak fiziksel bir rahatsızlığı olduğunu düşünür.( kalp krizi gibi) Fiziksel bir neden bulunamadığında ise yaşadığı şeye anlam vermeye çalışır.

İlk atağın ardından kişi, bedeninde hissettiklerine odaklanır ve panik oluşturması muhtemel ortamlardan kaçınmaya başlar. “Atak geçireceğim” , “bayılacağım”, “rezil olacağım”, “öleceğim” düşüncelerinin oluşturduğu korku ve kaygı sonucunda yaşam kalitesini etkileyecek değişimler bulmaya çalışır. Kişi, kaçınma davranışlarını sergiler ve bulunduğu ortamları, yaptığı etkinlikleri, ulaşım araçlarını “panik atak geçireceğim” düşüncesi ile değiştirmeye ve azaltmaya başlar. Düşünceler ve hissedilen yoğun korku ve kaygı, kişinin iş, sosyal ve özel hayatını olumsuz yönde etkiler.

       Panik Bozukluğun Yaygınlığı

Kadınlarda, erkeklere oranla daha yaygın olarak görülmektedir. İlk atak genellikle 20’li yaşlarda

görülür. Nadiren 16 yaş altında ve 45 yaşın üstünde ilk atak görülebilir.

     Panik Atak Döngüsü

Kişi fiziksel belirtiler yaşar. ( nefes darlığı, çarpıntı, uyuşma vb.)

Fiziksel belirtileri olumsuz olarak yorumlar. ( boğuluyorum, öleceğim, bana bir şey olacak)

Korku, endişe ve kaygı hisseder.

Kaçınma davranışı sergiler. (otobüsten inme, pencere açma, acile gitme, ilaç alma vb.)

Panik Atak Sırasındaki Düşünceler

  • Kendimi kontrol edemeyeceğim
  • Bayılacağım
  • Delireceğim, çıldıracağım
  • Öleceğim
  • Felç olacağım
  • Kalp krizi geçireceğim
  • Çığlık atacağım
  • Anlamsız konuşacağım
  • Aptalca davranacağım
  • Kusacağım

 

  Şimdi gelin, bu düşüncelerden bazılarını inceleyelim.

Bayılacağım! : Baş dönmesi, hissizlik, bulanık görme gibi belirtiler birleştiğinde kişi bayılacağını düşünebilir, fakat bayılmaz. Bayılmanın gerçekleşmesi için kan basıncının ani düşüşü gerekir, atak sırasında ise kan basıncı düşmez.

Öleceğim! : Kişi atak sırasında boğularak ya da kalp krizi geçirerek öleceğini düşünür. Nefes almada güçlük çekme, göğüste basınç hissettiğinde buna öleceğim olarak yorumlar. Kalp krizinde şiddetli göğüs ağrısı vardır. Atakta ise sadece kalp atışında artış gözlenir. Literatürde panik atak sırasında boğularak ölen biri bulunmamaktadır.

Çıldıracağım! : Atak sırasında düşünceleri toparlayamama, kendinde olmama hissi oluşabilir. Kişi bunu çıldırmak olarak tanımlar.

Felç olacağım! : Atak sırasında vücutta oluşan kasılmalar, uyuşmalar ve güç kaybı kişilerde felç olacağım düşüncesini tetikler. Fakat bunlar kısa süreli, atak sırasında yaşadığınız değişimlerdir. Felç kalma durumu söz konusu değildir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

İlaç Tedavisi:

Antidepresan ve benzodiazepin türü ilaçlar, panik bozuklukta kullanılmaktadır. Panik atakların ve diğer belirtilerin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olmaktadır.

Psikoterapi:

Bilişsel davranışçı terapi yöntemleri ile etkili sonuçlar alınmaktadır. Kişinin duygu, düşünce ve davranışları ile çalışılarak, başa çıkma becerisi kazandırılmaktadır.

 

Panik Atak Nöbeti Sırasında Yapılabilecekler ve Öneriler

  • İçinde bulunduğunuz ana odaklanın: zihniniz, kaygılandığınız anda geleceğe yönelik olumsuz düşünceler üretecektir. Biraz sonra olacaklara kaygılanmamak için, “Şu anda neler oluyor? Burada güvende miyim? Şu anda yapmam gereken bir şey var mı?” şeklinde sorularak ile zihninizi ana getirmeye çalışın.
  • Nefes alışınızı kontrol etmeye çalışın: Dakikada 9-16 kez burundan nefes almak ve diyafram nefesi almak önemlidir. Nefes hızınızı düşürmeniz önemlidir. (elinizi karın bölgesinde tutarak şişip inmesini kontrol edebilirsiniz)
  • Kendinizi meşgul edin: Küçük bir yürüyüş ya da ilginizi dağıtacak fiziksel bir etkinlik ile meşgul edin. Önemli olan sizi rahatsız eden düşüncelerden uzaklaşmaktır.
  • Atak anında şekerli gıdalardan uzak durun: Bunun yerine bir bardak su içebilirsiniz.
  • Ayağa kalkın ve dik durun: Eğilerek kalp ya da akciğerlerinizin üst kısmını baskılamayın.
  • Atak nedeniyle acile gitmeyin: İlk atakta durumu farklı değerlendirip acile gitmiş olabilirsiniz. Bunu tekrarlamayın.
  • Panik yalnızca, gerekmediği bir sırada ortaya çıkan, vücudunuzun doğal bir uyarı düzeneğidir. Kendi kendinize şöyle söyleyin: “Bu yanlış bir uyaran, bir hata! Ortada bir tehlike yok!”
  • Alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak durun ya da miktarını azaltın. (kahve, kola gibi)
  • Mutlaka bir psikiyatrist ya da psikoloğa başvurun. Bunun geçeceğini düşünmek ya da önemsememek sorunun kökleşmesine neden olacaktır. Bu sorunun tedavi edilebilir olduğunu unutmayın.
  • Yakınlarınızın da konu hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Belirtiler ve atak esnasındaki fiziksel değişiklikler hakkında bilgi sahibi olmak yardımcı olabilmeleri için gereklidir.
  • Mümkünse her gün en az yarım saatlik yürüyüşler yapın.
  • Yalnız olmadığınızı kendinize hatırlatın.
  • Size keyif veren aktiviteler edinin. Bunu rutin haline getirin. Boş zamanlarınızı günlük iş ve aktivitelerle doldurun.
  • Odanızda küçük değişiklikler yapın.

 

 

Sonbahar Depresyonu ve Korunma Yolları

Eylül ayı ile birlikte güneş etkisini azaltmaya başladı. Mevsimler ve doğanın değişimi ruh halimizi etkileyen önemli unsurlardan. Bunun yanında işe ve okula dönüş, sorumlulukların artması, havaların serinlemesi eklendiğinde kişiler birtakım ruhsal sorunlar yaşayabiliyor. Bu nedenle genelde eylül ayı hüzün mevsimi olarak tanınmaktadır.

Yazın enerjisinden kışın durağanlığına geçişte uyum sürecini kolaylaştırmak için sonbahar depresyonu, diğer adıyla “Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu” nu tanımak, belirtileri ve etkileyen faktörlerini incelemek faydalı olacaktır.

Sonbahar depresyonu eylül, ekim aylarında başlayıp, mart ayına kadar sürmektedir. Güneş ışığındaki azalmaya bağlı olarak yaşanan, belirtilerinin belli mevsimlerde yaşandığı bir depresyon türüdür. Her yıl belli aylarda ortaya çıkar ve bir süre sonra etkisini kaybeder. Diğer depresyon türlerinde olduğu gibi mevsimsel depresyonun da hafif, orta ve ağır dereceleri vardır. Hafif mevsimsel depresyon, kişinin günlük yaşamını sürdürmesine engel olmasa da, ağır düzeyde olduğunda kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini oldukça etkileyebilmektedir.

OLUŞUMUNDA ETKİLİ FAKTÖRLER

Azalan Güneş Işığına Bağlı Hormon Değişimleri:

Bahar ve yaz mevsimi ile birlikte güneş ışınları dünyaya dik açıyla gelir ve gözlerimiz yoluyla vücudumuzda kimyasal enerjiye dönüştürülür. Bu işlemler sırasında da mutluluk hormonu olarak bilinen “serotonin” üretimi artar. Aynı şekilde beynimizde bulunan epifiz bezi de “melatonin” üretiminden sorumludur ve bu hormon karanlık, ışıksız ve kasvetli ortamlarda yoğun olarak üretilir ve uyku hormonu olarak da bilinir.

Sonbaharda güneş ışıklarının zayıflaması serotonin hormonunun salgılanmasını azaltıp, melatonin hormonunun üretimini artırır. Melatonin hormonu, insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan sakinleştirici görevindedir. Kişiyi daha az enerjik, yorgun ve isteksiz yapar. Daha az mutluluk, daha fazla uyku odaklı oluruz.

Psikolojik Nedenler:

Yaprakların kuruyup sarardığı günlerin ardından kasvetli kış günlerinin ve soğuk havaların geleceğini bilmek, kapalı yerlerde kalma zorunluluğu, sorumluluklar, yazın rahat ve hareketli günlerinin bittiğini düşünmek depresif ruh halini tetiklemektedir.

Bunların yanı sıra depresyona genetik yatkınlığın olması, tüm bu faktörler ile birleştiğinde mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.

GÖRÜLME SIKLIĞI

Mevsimsel duygudurum bozukluğunun genel popülasyonda görülme sıklığı ise % 4-6’dır. Bu oran yaşanılan bölgenin ekvatora uzaklığı arttıkça yükselmektedir.

Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Ailede depresyon ve diğer ruhsal sorunların varlığında ise, belirtilerin ortaya çıkma ihtimali yükselmektedir.

BELİRTİLERİ

  • Mutsuzluk, ümitsizlik
  • Değersizlik düşünceleri
  • Uyku bozuklukları (aşırı uyuma/ hiç uyuyamama)
  • Enerji düşüşü, çabuk yorulma
  • Yeme bozuklukları
  • Kaygı
  • Sinirlilik
  • Konsantrasyon güçlükleri
  • Çabuk öfkelenme
  • İş, sosyal ve özel alanda ilgi kaygı
  • Ani ruh hali değişiklikleri
  • İntihar ve ölüm düşünceleri

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Mevsimsel duygudurum bozukluğu tedavisinde tedavi yöntemleri, sorunun kaynağına göre şekillenmektedir.

PSİKOTERAPİ

Olumsuz duygu, düşünce ve davranışlarla başa çıkma konusunda psikoterapi oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Bilişsel davranışçı terapi teknikleri yaygın olarak kullanılır. Amaç, birey için bunaltıcı olan negatif örüntü ve problemlerin, onlar ile ilgili düşünce tarzlarını değiştirmelerini sağlamaktır. Üzüntülü ruh hali ile ilgili yeni düşünme yollarının keşfedilmesi, bireylerin işlevselliğini önemli ölçüde artırmaktadır.

İLAÇ

Başvurulan doktorun verdiği ilaçlar ruhsal anlamda rahatlama sağlayacaktır. İlaç ve psikoterapi aynı anda uygulandığında daha olumlu ve çabuk sonuç alınmaktadır.

FOTOTERAPİ (PARLAK IŞIK TEDAVİSİ)

Doğal gün ışığının özellikle sabah saatlerinde alınmasının duygudurum üzerine olumlu ve kalkındırıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Parlak ışık tedavisi de bu amaçla kullanılabilir. Bu tedavi için kullanılan cihazlar artık taşınabilir özellikte olup UV ışığı filtrelemektedir.

Araştırmalar sabah erken parlak ışık tedavisi duygudurumda kalkınmaya ve buna bağlı olarak depresif belirtilerde düzelmeye yol açtığını; sirkadyen ritmde düzenleyici etkisi olduğunu; ilaçların etkilerini artırdığını ve uyku kalitesinde düzelmeye yol açtığını göstermektedir. Melatonin sirkadyen ritmde önemli rol oynayan bir maddedir. Gece ve karanlıkta salınımı artar; gündüz ve ışıkta ise azalır. Melatonin depresyona yol açabilen bir hormondur. Melatonin salınımının parlak ışıkla baskılanması anti-depresan etkiye yol açar. İlaç tedavisinin yapılamadığı gebelik durumlarında da kullanılabilen bir yöntemdir.

SONBAHAR DEPRESYONU HERKESİ ETKİLER Mİ?

Mevsim geçişleri, herkesi geçici ya da hafif olarak birkaç gün süreyle etkileyebilir. Ancak asıl mevsimsel depresyon iki hafta kadar sürer. En çok eylül-ekim ortası arasında görülür. Ama iki haftayı geçmesine rağmen kişinin depresif hali yani ruhsal çökkünlüğü devam ediyorsa işinde, ailesinde ve sosyal ortamında işlevselliğini kaybetmiş ya da bedensel yakınmaları devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. İlerleyici bir hastalık olması nedeni ile erken müdahale önemlidir.

ÖNERİLER VE KORUNMA YOLLARI

  • Mutlaka güneş ışığından faydalanın. Hava güneşli olmasa bile sabah ya da öğlen saatlerinde 20-30 dakika dışarıda zaman geçirmek mevcut gün ışığından faydalanma açısından önemli bir yere sahiptir.
  • Egzersiz yapmak depresyon ile baş etmede önemli yer tutmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve ruh halini düzenlemeye yardımcı olan egzersizin haftada 3 kere ve en az 30 dakika yapılması önerilmektedir. Spor ve yoga bedensel ve ruhsal rahatlama için önerilen aktivitelerdir.
  • Depresif ruh halinde yeme düzeni bozulabilir. Bu nedenle karbonhidrat ve şeker alımını kontrol altında tutmak gerekir. Dengeli ve sağlıklı beslenme önemlidir. Omega 3 ve D vitamini açısından zengin yiyeceklerin tüketilmesi önerilmektedir. Ruh halini düzenlemeye yardımcı yiyecekler arasında, meyve, sebze, bitter çikolata ve balık yer alıyor.
  • Kapalı alanda çalışırken çalışma ortamlarının ısı ve ışık dengesinin kontrol edilebilir olması önemlidir. Kapalı, loş mekânlar depresif ruh halinizi besleyecektir, bu tür mekânlardan kaçınmalısınız.
  • İlgi duyulan bir çalışma yapın, dikkati başka yönlere kaydıracak uğraşlar edinmek önemlidir. Sevdiğiniz bir hobi edinin.
  • Neşeli arkadaş toplantıları düzenleyin, yalnız olmak yerine kalabalık ortamlarda olun.
  • Sosyal aktivitelere daha fazla zaman ayırın. (sinema, tiyatro vb.)
  • Depresyon, kişinin kendi kendine halledebileceği bir sorun değildir. Kendi haline bırakmak ve yalnız kalmak ya da durumu mevsimsel basit bir yorgunluğa bağlamak sorunun çözümünü daha da zorlaştıracaktır.
  • Alkol tüketimine dikkat edin. Alkol tüketimi bu dönemde artabiliyor ve kısır döngü başlıyor. Bireyler, yaşadıkları sıkıntı ya da ruhsal sorunlarını alkol ile bastırmaya çalışabilir. Alkol, kısa süre rahatlık verse de yaşanan sıkıntının kökleşmesine ve başka problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
  • Yaşadığınız durumu “utanılacak bir durum, zayıflık” olarak tanımlamayın.
  • Depresif ruh halindeyken önemli kararlar vermeyin.
  • Günü planlayarak yaşayın. Bu planda mutlaka severek yaptığınız aktiviteler de yer alsın. Mümkün olduğunca günü doldurmak ve sizi meşgul edecek aktiviteler ile uğraşmak size iyi gelecektir.
  • Tedavide en önemli kuralın uzmanların önerilerine uymak ve uygulanan tedaviyi kararlılıkla sürdürmek olduğu unutulmamalıdır. İş, sosyal ve özel hayatınızda işlev kaybı fark ettiğinizde mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.

Bazen ilişkide sona yaklaşılsa da o en son adım atılamaz. Birey ilişkisi, kendisi ya da partneri ile ilgili düşünceleri sebebiyle gelecekte yaşayacağını düşündüğü olası olumsuz senaryolardan dolayı yoğun kaygı yaşar ve ayrılamaz. Bir ilişki mecburiyetten çok mutluluk, huzur ve güven üzerine kuruludur. Sonlardan korkup daha büyük hatalar yapmadan bir uzmandan yardım alın.

Ailenin işlevselliğini arttırmak, ebeveynler arası, ebeveyn çocuk arasında sağlıklı iletişim ağı oluşturabilmek, kendine güvenen ve başarılı çocuklar yetiştirebilmek, aile içinde sorunları demokratik ve sağlıklı çözebilmek aile terapisinin başlıca çalışma alanlarıdır. Aile terapisi, aile yapısını değerlendirmek ve yeniden yapılandırmak, aile içinde yaşanan sorunları tanımlamak ve sağlıklı çözüm yolları bulmak, aileyi etkileyen travmatik durumlarla başa çıkma becerisi kazanmak, aile üyelerinin birbirini daha iyi anlamalarını sağlamak, aile içindeki iletişimi güçlendirmek, çatışmaları çözmek için bu alanda eğitim almış uzmanlarla ailelere verilen profesyonel bir destektir.

Aile Koçluğu, ailelerin daha sağlıklı, özgüveni, akademik başarısı, sosyal becerileri gelişmiş bireyler yetiştirmeleri, eşlerin ebeveyn ve eş rollerini birbirinden ayrı tutarak dengeli ve sağlıklı iletişim kurmaları ve dolayısıyla daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürmeleri için verilen bir danışmanlık hizmettir. Yoğun iş hayatından kendine vakit ayıramayanlar, aile içi iletişim problemi yaşayanlar, çocuklarına daha iyi örnek olmak isteyenler aile koçluğu hizmeti almalıdırlar.

Farklı aile yapısından gelen inanç, tutum ve beklentileri farklı olan iki kişinin hiç sorunsuz geçinmesi elbette ki mümkün değildir. Zaman içinde başta iletişim olmak üzere birtakım sorunlar ortaya çıkabilir. Sağlıklı olan evliliklerde sorun yaşanması değil sorunların çözülememesidir. Kişilikle ilgili yaşanan çatışmalar da çiftlerin çözmekte sorun yaşadıkları problemlerin başında gelmektedir. Kalıcı çözümler bulabilmek adına bu problemleri bir uzmanla beraber çözmek faydalı olur.

Çocuk sahibi olamama ve sonrasında başlayan Tüp bebek tedavisi uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu süreçte çiftlerde özellikle bayanlarda depresyon, kaygı bozukluğu gibi ruhsal problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu durum tedaviyi olumsuz etkilemekte ve çifti daha da zor bir yola sürüklemektedir. Bu dönemde psikolojik destek almak hem evlilikte oluşabilecek problemleri önleme yardımcı olur, hem süreci daha sağlıklı atlatmalarını sağlar, hem de başarılı gebelik şansını arttırmaktadır.

Çocuk sahibi olma kararı çiftlerin her ikisinin de hazır olduğu ve bunun için istekli olduğu zaman alınmalıdır. Bazı durumlarda çiftlerden çocuk sahibi olmaya biri hazırken diğer taraf bu karara pek yanaşmaz, erteler ve çatışmalar başlar. Çiftlerin birbirlerini ikna etmeden gerçek düşünce ve duygularını anlamaya çalışması, karar vermeyi engelleyen durumları, kaygıları netleştirmeleri ve bu kararı yeniden yapılandırmaları çatışmaları çözmenin ilk adımlarıdır. Bu süreçte bir uzmandan destek almak çatışmaları çözmenize yardımcı olur.

Bireyler ikinci evliliklerde geçmiş referansları, oluşturdukları yeni kriterleri ile daha mutlu olacağı düşüncesinde olabilir. Hatta bunun doğru olduğunu destekleyen araştırmalarda mevcut ancak evlilik kararı verilirken ya da evliliğin ilk zamanlarında, başta eski eşle yaşanan olaylar, çiftlerin birbirlerinin geçmişlerine yaptığı atıflar, eski eşle devam eden iletişim, çocukların bu yeni düzeni kabul etmesi ve uyum sağlaması gibi noktalarda çiftler birçok sorun yaşayabilmektedir. İkinci evliliklerin başarısı da çoğu zaman üvey anne, üvey baba ve çocuk ilişkisinin başarısına bağlı olmaktadır. İşler planladığınızdan farklı ilerleyemeye başladığında, zorlandığınız durumlarda bir uzmandan destek almak bu süreçte sağlıklı adımlar atmanıza yardımcı olur.