Eğitim sistemimizin içinde barındırdığı sınavlara hazırlık öğrenciler için zor ve yorucu bir süreçtir. Bu süreçte daha başarılı olabilmek, performansı ve verimliliği arttırmak, kişiye özel çalışma stillerinin belirlenmesi, motivasyonu arttırmak kısacası psikolojik olarak sınavlara hazır hale gelebilmek için destek almak faydalı olur. Alınan destek bireysel olabildiği gibi gerekli ve uygun koşullarda grup terapisi şeklinde de uygulanmaktadır.

Öğrenci koçluğu öğrenciyi psikolojik olarak sınava hazırlama, hedef belirleme, başarıya ulaştırma konusunda verilen bir danışmanlık hizmetidir. Öğrencinin, dikkat, konsantrasyon, özgüven ve motivasyonu arttırması, zaman yönetiminde başarılı olması, çalışma stilini öğrenmesi, sınav kaygısını yenmesi, kişisel yatkınlığına göre kendi ilgi ve tutumları bazında hedef belirlemesi konusunda yardımcı olmayı amaçlar.

Öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygı olarak tanımlanan sınav kaygısının oluşmasında bireyin sınava yüklediği anlamlar, sınavla ilgili zihinde oluşturulan imaj, sınav sonrası duruma ilişkin olumsuz düşünceler ve sınav sonrası elde edilecek kazanımlara verilen önem gibi nedenlerle ortaya çıkmaktadır. Sınav kaygısı yaşayan kişide, huzursuzluk, endişe, tedirginlik, sıkıntı, başarısızlık korkusu, çalışmaya isteksizlik, mide bulantısı, titreme, ağız kuruluğu, iç sıkıntısı, uyku düzeninde bozukluklar, karın ağrıları gibi bedensel yakınmalarla birlikte dikkat ve konsantrasyonda bozulma, kendine güvenin azalması, kendini yetersiz ve değersiz görme gibi şikayetler görülür. Sınav kaygısına neden olan olumsuz otomatik düşüncelerin değiştirilmesi, Düşüncelerin sorgulanması, nefes alma egzersizleri, gevşeme egzersizleri, düşünceleri durdurma tekniği, dikkatini başka noktalara odaklama tekniği gibi konular sınav kaygısı danışmanlığında çalışılan başlıca konulardır.

Çocuklar, gelişim süreçlerinde bazı yaş dönemlerine özgü davranışlar sergileyebilmektedir. İnatlaşma, yalan söyleme, saldırganlık, söz dinlememe gibi davranışlar anne babada nasıl bir tutum sergilemeleri gerektiği ve nasıl disiplin sağlayabilecekleri konusunda kaygı yaratır. Bu davranışlar bazen dönemsel olup kendiliğinden geçebilmekte bazen de çocukta davranış bozukluğu olarak karşımıza çıkabilmektedir. Bu noktada çocuğunuzun duygu ve davranışları üzerinde olumlu bir değişim sağlamak, ebeveyn ve çocuk arasında sağlıklı iletişim kurmak ve çocuğunuza karşı nasıl bir tutum içinde olmanız gerektiği konusunda bir uzmandan yardım almak faydalı olur.

Gelişim içinde birçok değişimi barındıran bir süreçtir. Bu süreçte çocuklar ve ergenler değişime ayak uydurmak da zorlanabilir, bu süreçte daha farklı tepkiler verebilir, bazı duyguları daha yoğun yaşayabilirler. Bu süreçte duygusal ve davranışsal zorluklar yaşamakta olan çocuk ve ergenlere yardımcı olmak üzere bir uzmana başvurmak gerekebilir. Çocuklar ve ergenlerle yapılan psikoterapi süreci, çocuk ya da ergende ortaya çıkabilecek ruhsal sorunların, ilişki ve uyum güçlüklerinin, gelişimsel geçişlere bağlı ve durumsal etkenlerden kaynaklanan kriz dönemlerinin ele alınmasını içerir. Aynı zamanda çocuk ve ergenle, kendisine zorluk yaratan duygu, düşünce ve davranışlarda değişiklik yaratabilmek üzere iletişim kurmayı temel alır. Çocukları aileden bağımsız ele almak mümkün olmayacağından, çocuklarla çalışılırken, aile de terapi sürecine katılmaktadır. Ergenlere yapılan görüşmelerde ilk görüşme anne ve baba ile yapılır ardından gerekli durumlarda, ergenin bilgisi dahilinde, görüşmeye çağırılabilir.

Ara 13

Otizm

Otizm, beyin yapısı ve işleyişi olumsuz etkileyen sinir sistemi ile ilgili nörogelişimsel bir bozukluktur. Doğuştan gelen ancak yaşamın ilk üç yılında gözlenebilen bir bozukluktur. Otizmli çocuklarda genel olarak; göz teması kurmama, ismine cevap vermeme, sosyal ilişkilerde yetersizlik, yakın temas kuramama, nesnelere karşı ilgisizlik, tekrarlayan hareketler, konuşma bozukluğu, etraftaki kişi olay ve nesnelere karşı ilgisizlik gözlemlenir. Otizmin tedavisi tamamen mümkün değildir ancak eğitim ile daha iyi bir noktaya gelinebilir, bu nedenle erken tanı önemlidir. Otizmli çocuklar diğer çocuklardan fiziksel olarak değil davranışsal olarak farklıdır. Bu nedenle otizm tanısı için yapılan bir tahlil ya da muayene yoktur. Otizm tanısı uzman tarafından aile görüşmesi, çocuğun davranışının gözlemlenmesi ve gelişim testleri neticesinde konur. Otizmin bilinen kesin bir sebebi olmadığından önlenmesi de mümkün değildir. Otizm kişinin yaşamını ruhsal yönden de engelleyen bir bozukluktur. Bu nedenle otizmle beraber depresyon ve anksiyete bozukluğunun görüldüğü durumlara fazlaca rastlanır.

Kıskançlık, herkesin doğasında var olan ve doğuştan gelen bir duygudur. Kimse sevdiğini kaybetmek ya da başkasıyla paylaşmak istemez. Çocuklarda da kardeş kıskançlığı bu duygularla ortaya çıkmaktadır. Anne ve babasıyla kurduğu ikili ilişkiye bir üçüncünün dahil olması ve buna bağlı olarak kendisinin sevilmeyeceği, ilgilenilmeyeceği, değerli olmayacağı düşüncesiyle kardeş kıskançlığı ortaya çıkmaktadır. Doğumla beraber ortaya çıkabileceği gibi annenin hamileliği ile de başlayabilir. Doğal ve her çocuğun yaşayabileceği bir durumdur. Ancak çocukta, özgüvenini zedelemeye başladığında, bir takım davranış bozuklukları geliştiğinde, kendine ya da çevresindekilere özellikle de kıskanılan kardeşe zarar verme eğilimi olduğunda, akademik başarısı olumsuz etkilendiğinde bu durum normal olmaktan çıkıp bir sorun haline gelmiş demektir ve bir uzmandan yardım almak gerekir.

Çocuklarda çeşitli sebeplerle yemek yememe davranışı ortaya çıkabilmektedir. Bunun en yaygın olanı anne ve baba karşı tavır olarak yemek yememesidir. Bu durumda çocukla inatlaşmamak gerekir. Gerçekten iştahsızlık var ise bir doktora götürülüp bir takım testlerin yapılması uygun olur. Bir sebebe bağlı olmadan var olan ve devam eden yemek yememe davranışında, yemek yemenin önemini ve faydalarını anlatmak, yemek saatlerini önceden belirlemek, yemek konusunda alternatifler sunmak, abur cubur yemesini kısıtlamaya çalışmak, yemeğin miktarı konusunda zıtlaşmamak, yemek yerken onunla ilgilenmemek beklediği ilgiyi göstermemek fayda sağlayacak önerilerdir. Bunlara rağmen yemek yememe davranışı devam ediyorsa bir uzmandan yardım almak gerekir.

Çocukların tuvalet eğitimi için en uygun yaş, iki yaşından sonraki dönemde çocuğun hazır olduğu yaştır. Çocuk hazır olmadan tuvalet eğitiminin verilmeye çalışılması, baskı yapılması, zorlanması çocuğu psikolojik yönden olumsuz etkiler. Ve bu da beraberinde tuvalet korkusunu doğurur. Tuvalet korkusunun çözümlenmesi için korkunun kaynağını anlaşılması gerekir. Bu noktada çocuğun ve ailenin bir uzmandan yardım alması gerekir.

3 yaşından sonra görülmeye başlayan tırnak yeme davranışı psikolojik kökenli olup genelde kaynağı stres, kaygı, korku, gerginlik, huzursuzluktur. Ergenlikte ve yetişkinlikte de görülen bu davranış kişinin ruhsal ve fiziksel anlamda sorunlar yaşamasına neden olur. Bu davranışın değiştirilmesinde ebeveynlerin rolü oldukça önemlidir. Tırnak yeme davranışı gösteren çocuklarla bu durumu konuşmak, zararlarını anlatma, davranış sırasında ilgisini başka yöne çekmek etkili tırnak yeme davranışını önleme yöntemleridir. Ancak tırnak yeme davranışının, kişi hangi yaş grubunda olursa olsun, kaygı ve gerginlik yaratan durum çözülmedikçe ortadan kaldırılması çok zor olmaktadır. Bu konuda uzman yardımı almak tırnak yeme davranışının altında yatan nedenler üzerinde durmak ve bunları düzeltmek açısından yardımcı olacaktır.