Panik bozukluk ve panik atak nöbetleri, günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan biri haline geldi. Birebir yaşamasanız bile çevrenizden, arkadaşlarınızdan panik bozukluğun fiziksel belirtilerine dair bilgiler duymuş olma olasılığınız yüksek. Bu noktada dikkat edilmesi gereken “panik bozukluk” ve “panik atak” kavramlarını birbirinden ayırt etmek olacaktır. Panik bozukluk, kendiliğinden ve bir anda ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur.

Panik atak ise, anksiyete(kaygı, bunaltı) belirtilerinin aniden başladığı ve 10 dakika içerisinde en yüksek düzeye ulaştığı yoğun bir korku ve rahatsızlık dönemidir. Bu ataklar genellikle 10-30 dakika içerisinde sona erer. Nadiren 30 dakikadan uzun sürer. Her panik atak, panik bozukluk anlamına gelmemektedir.

Panik Bozukluk ve Panik Atak Kriterleri Nelerdir?

Panik Atak Kriterleri;

  • Çarpıntı, kalp atımlarının duyumsanması
  • Terleme
  • Titreme/sarsılma
  • Nefes darlığı/boğuluyor gibi olma
  • Soluğun kesilmesi
  • Göğüs ağrısı/göğüste sıkıntı hissi
  • Bulantı/karın ağrısı
  • Baş dönmesi, sersemlik, düşecek/bayılacak gibi olma
  • Gerçek dışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma duyumu
  • Kontrolünü kaybetme korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Paresteziler (uyuşma ve hissizlik)
  • Üşüme, ürperme/ateş basmaları

Bu kriterlere göre, en az 4 tanesi ani başlar, 10. dakikada en yüksek seviyeye çıkar.

Panik Bozukluk Kriterleri;

  1. Yineleyen beklenmedik panik ataklar
  2. Panik atağın herhangi bir genel tıbbi durum, madde kullanımı ya da başka bir mental hastalık nedeni ile oluşmaması
  • Aşağıdakilerden en az biri:
    • Başka atakların olacağına dair sürekli kaygı duyma ( en az 1 ay)
    • Atağın olası sonuçları (kontrolünü kaybetme, kalp krizi, “çıldırma”, ölüm) ile ilgili kaygı
    • Belirgin davranış değişikliği ve iş, sosyal, özel hayatta işlevsellik kaybı

İlk kez panik atak ile karşılaşan kişi, bulunduğu duruma anlam veremez. Nedenini bilemez ve yoğun korku yaşar. İlk panik atak 1/3 kalabalıkta, 1/3 evde, 1/4 araba kullanırken/araba içerisinde gerçekleşebilir. İlk atakta genel olarak yapılan şey acile başvurmak olur. Kişi bedeninde hissettiği değişimlere odaklanarak fiziksel bir rahatsızlığı olduğunu düşünür.( kalp krizi gibi) Fiziksel bir neden bulunamadığında ise yaşadığı şeye anlam vermeye çalışır.

İlk atağın ardından kişi, bedeninde hissettiklerine odaklanır ve panik oluşturması muhtemel ortamlardan kaçınmaya başlar. “Atak geçireceğim” , “bayılacağım”, “rezil olacağım”, “öleceğim” düşüncelerinin oluşturduğu korku ve kaygı sonucunda yaşam kalitesini etkileyecek değişimler bulmaya çalışır. Kişi, kaçınma davranışlarını sergiler ve bulunduğu ortamları, yaptığı etkinlikleri, ulaşım araçlarını “panik atak geçireceğim” düşüncesi ile değiştirmeye ve azaltmaya başlar. Düşünceler ve hissedilen yoğun korku ve kaygı, kişinin iş, sosyal ve özel hayatını olumsuz yönde etkiler.

       Panik Bozukluğun Yaygınlığı

Kadınlarda, erkeklere oranla daha yaygın olarak görülmektedir. İlk atak genellikle 20’li yaşlarda

görülür. Nadiren 16 yaş altında ve 45 yaşın üstünde ilk atak görülebilir.

     Panik Atak Döngüsü

Kişi fiziksel belirtiler yaşar. ( nefes darlığı, çarpıntı, uyuşma vb.)

Fiziksel belirtileri olumsuz olarak yorumlar. ( boğuluyorum, öleceğim, bana bir şey olacak)

Korku, endişe ve kaygı hisseder.

Kaçınma davranışı sergiler. (otobüsten inme, pencere açma, acile gitme, ilaç alma vb.)

Panik Atak Sırasındaki Düşünceler

  • Kendimi kontrol edemeyeceğim
  • Bayılacağım
  • Delireceğim, çıldıracağım
  • Öleceğim
  • Felç olacağım
  • Kalp krizi geçireceğim
  • Çığlık atacağım
  • Anlamsız konuşacağım
  • Aptalca davranacağım
  • Kusacağım

 

  Şimdi gelin, bu düşüncelerden bazılarını inceleyelim.

Bayılacağım! : Baş dönmesi, hissizlik, bulanık görme gibi belirtiler birleştiğinde kişi bayılacağını düşünebilir, fakat bayılmaz. Bayılmanın gerçekleşmesi için kan basıncının ani düşüşü gerekir, atak sırasında ise kan basıncı düşmez.

Öleceğim! : Kişi atak sırasında boğularak ya da kalp krizi geçirerek öleceğini düşünür. Nefes almada güçlük çekme, göğüste basınç hissettiğinde buna öleceğim olarak yorumlar. Kalp krizinde şiddetli göğüs ağrısı vardır. Atakta ise sadece kalp atışında artış gözlenir. Literatürde panik atak sırasında boğularak ölen biri bulunmamaktadır.

Çıldıracağım! : Atak sırasında düşünceleri toparlayamama, kendinde olmama hissi oluşabilir. Kişi bunu çıldırmak olarak tanımlar.

Felç olacağım! : Atak sırasında vücutta oluşan kasılmalar, uyuşmalar ve güç kaybı kişilerde felç olacağım düşüncesini tetikler. Fakat bunlar kısa süreli, atak sırasında yaşadığınız değişimlerdir. Felç kalma durumu söz konusu değildir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

İlaç Tedavisi:

Antidepresan ve benzodiazepin türü ilaçlar, panik bozuklukta kullanılmaktadır. Panik atakların ve diğer belirtilerin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olmaktadır.

Psikoterapi:

Bilişsel davranışçı terapi yöntemleri ile etkili sonuçlar alınmaktadır. Kişinin duygu, düşünce ve davranışları ile çalışılarak, başa çıkma becerisi kazandırılmaktadır.

 

Panik Atak Nöbeti Sırasında Yapılabilecekler ve Öneriler

  • İçinde bulunduğunuz ana odaklanın: zihniniz, kaygılandığınız anda geleceğe yönelik olumsuz düşünceler üretecektir. Biraz sonra olacaklara kaygılanmamak için, “Şu anda neler oluyor? Burada güvende miyim? Şu anda yapmam gereken bir şey var mı?” şeklinde sorularak ile zihninizi ana getirmeye çalışın.
  • Nefes alışınızı kontrol etmeye çalışın: Dakikada 9-16 kez burundan nefes almak ve diyafram nefesi almak önemlidir. Nefes hızınızı düşürmeniz önemlidir. (elinizi karın bölgesinde tutarak şişip inmesini kontrol edebilirsiniz)
  • Kendinizi meşgul edin: Küçük bir yürüyüş ya da ilginizi dağıtacak fiziksel bir etkinlik ile meşgul edin. Önemli olan sizi rahatsız eden düşüncelerden uzaklaşmaktır.
  • Atak anında şekerli gıdalardan uzak durun: Bunun yerine bir bardak su içebilirsiniz.
  • Ayağa kalkın ve dik durun: Eğilerek kalp ya da akciğerlerinizin üst kısmını baskılamayın.
  • Atak nedeniyle acile gitmeyin: İlk atakta durumu farklı değerlendirip acile gitmiş olabilirsiniz. Bunu tekrarlamayın.
  • Panik yalnızca, gerekmediği bir sırada ortaya çıkan, vücudunuzun doğal bir uyarı düzeneğidir. Kendi kendinize şöyle söyleyin: “Bu yanlış bir uyaran, bir hata! Ortada bir tehlike yok!”
  • Alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak durun ya da miktarını azaltın. (kahve, kola gibi)
  • Mutlaka bir psikiyatrist ya da psikoloğa başvurun. Bunun geçeceğini düşünmek ya da önemsememek sorunun kökleşmesine neden olacaktır. Bu sorunun tedavi edilebilir olduğunu unutmayın.
  • Yakınlarınızın da konu hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Belirtiler ve atak esnasındaki fiziksel değişiklikler hakkında bilgi sahibi olmak yardımcı olabilmeleri için gereklidir.
  • Mümkünse her gün en az yarım saatlik yürüyüşler yapın.
  • Yalnız olmadığınızı kendinize hatırlatın.
  • Size keyif veren aktiviteler edinin. Bunu rutin haline getirin. Boş zamanlarınızı günlük iş ve aktivitelerle doldurun.
  • Odanızda küçük değişiklikler yapın.

 

 

Sonbahar Depresyonu ve Korunma Yolları

Eylül ayı ile birlikte güneş etkisini azaltmaya başladı. Mevsimler ve doğanın değişimi ruh halimizi etkileyen önemli unsurlardan. Bunun yanında işe ve okula dönüş, sorumlulukların artması, havaların serinlemesi eklendiğinde kişiler birtakım ruhsal sorunlar yaşayabiliyor. Bu nedenle genelde eylül ayı hüzün mevsimi olarak tanınmaktadır.

Yazın enerjisinden kışın durağanlığına geçişte uyum sürecini kolaylaştırmak için sonbahar depresyonu, diğer adıyla “Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu” nu tanımak, belirtileri ve etkileyen faktörlerini incelemek faydalı olacaktır.

Sonbahar depresyonu eylül, ekim aylarında başlayıp, mart ayına kadar sürmektedir. Güneş ışığındaki azalmaya bağlı olarak yaşanan, belirtilerinin belli mevsimlerde yaşandığı bir depresyon türüdür. Her yıl belli aylarda ortaya çıkar ve bir süre sonra etkisini kaybeder. Diğer depresyon türlerinde olduğu gibi mevsimsel depresyonun da hafif, orta ve ağır dereceleri vardır. Hafif mevsimsel depresyon, kişinin günlük yaşamını sürdürmesine engel olmasa da, ağır düzeyde olduğunda kişinin yaşam kalitesini ve işlevselliğini oldukça etkileyebilmektedir.

OLUŞUMUNDA ETKİLİ FAKTÖRLER

Azalan Güneş Işığına Bağlı Hormon Değişimleri:

Bahar ve yaz mevsimi ile birlikte güneş ışınları dünyaya dik açıyla gelir ve gözlerimiz yoluyla vücudumuzda kimyasal enerjiye dönüştürülür. Bu işlemler sırasında da mutluluk hormonu olarak bilinen “serotonin” üretimi artar. Aynı şekilde beynimizde bulunan epifiz bezi de “melatonin” üretiminden sorumludur ve bu hormon karanlık, ışıksız ve kasvetli ortamlarda yoğun olarak üretilir ve uyku hormonu olarak da bilinir.

Sonbaharda güneş ışıklarının zayıflaması serotonin hormonunun salgılanmasını azaltıp, melatonin hormonunun üretimini artırır. Melatonin hormonu, insanın fiziki hareketlerini yavaşlatan, uykulu ve bitkin yapan sakinleştirici görevindedir. Kişiyi daha az enerjik, yorgun ve isteksiz yapar. Daha az mutluluk, daha fazla uyku odaklı oluruz.

Psikolojik Nedenler:

Yaprakların kuruyup sarardığı günlerin ardından kasvetli kış günlerinin ve soğuk havaların geleceğini bilmek, kapalı yerlerde kalma zorunluluğu, sorumluluklar, yazın rahat ve hareketli günlerinin bittiğini düşünmek depresif ruh halini tetiklemektedir.

Bunların yanı sıra depresyona genetik yatkınlığın olması, tüm bu faktörler ile birleştiğinde mevsimsel depresyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır.

GÖRÜLME SIKLIĞI

Mevsimsel duygudurum bozukluğunun genel popülasyonda görülme sıklığı ise % 4-6’dır. Bu oran yaşanılan bölgenin ekvatora uzaklığı arttıkça yükselmektedir.

Kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Ailede depresyon ve diğer ruhsal sorunların varlığında ise, belirtilerin ortaya çıkma ihtimali yükselmektedir.

BELİRTİLERİ

  • Mutsuzluk, ümitsizlik
  • Değersizlik düşünceleri
  • Uyku bozuklukları (aşırı uyuma/ hiç uyuyamama)
  • Enerji düşüşü, çabuk yorulma
  • Yeme bozuklukları
  • Kaygı
  • Sinirlilik
  • Konsantrasyon güçlükleri
  • Çabuk öfkelenme
  • İş, sosyal ve özel alanda ilgi kaygı
  • Ani ruh hali değişiklikleri
  • İntihar ve ölüm düşünceleri

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Mevsimsel duygudurum bozukluğu tedavisinde tedavi yöntemleri, sorunun kaynağına göre şekillenmektedir.

PSİKOTERAPİ

Olumsuz duygu, düşünce ve davranışlarla başa çıkma konusunda psikoterapi oldukça etkili bir tedavi yöntemidir. Bilişsel davranışçı terapi teknikleri yaygın olarak kullanılır. Amaç, birey için bunaltıcı olan negatif örüntü ve problemlerin, onlar ile ilgili düşünce tarzlarını değiştirmelerini sağlamaktır. Üzüntülü ruh hali ile ilgili yeni düşünme yollarının keşfedilmesi, bireylerin işlevselliğini önemli ölçüde artırmaktadır.

İLAÇ

Başvurulan doktorun verdiği ilaçlar ruhsal anlamda rahatlama sağlayacaktır. İlaç ve psikoterapi aynı anda uygulandığında daha olumlu ve çabuk sonuç alınmaktadır.

FOTOTERAPİ (PARLAK IŞIK TEDAVİSİ)

Doğal gün ışığının özellikle sabah saatlerinde alınmasının duygudurum üzerine olumlu ve kalkındırıcı etkisi olduğu bilinmektedir. Parlak ışık tedavisi de bu amaçla kullanılabilir. Bu tedavi için kullanılan cihazlar artık taşınabilir özellikte olup UV ışığı filtrelemektedir.

Araştırmalar sabah erken parlak ışık tedavisi duygudurumda kalkınmaya ve buna bağlı olarak depresif belirtilerde düzelmeye yol açtığını; sirkadyen ritmde düzenleyici etkisi olduğunu; ilaçların etkilerini artırdığını ve uyku kalitesinde düzelmeye yol açtığını göstermektedir. Melatonin sirkadyen ritmde önemli rol oynayan bir maddedir. Gece ve karanlıkta salınımı artar; gündüz ve ışıkta ise azalır. Melatonin depresyona yol açabilen bir hormondur. Melatonin salınımının parlak ışıkla baskılanması anti-depresan etkiye yol açar. İlaç tedavisinin yapılamadığı gebelik durumlarında da kullanılabilen bir yöntemdir.

SONBAHAR DEPRESYONU HERKESİ ETKİLER Mİ?

Mevsim geçişleri, herkesi geçici ya da hafif olarak birkaç gün süreyle etkileyebilir. Ancak asıl mevsimsel depresyon iki hafta kadar sürer. En çok eylül-ekim ortası arasında görülür. Ama iki haftayı geçmesine rağmen kişinin depresif hali yani ruhsal çökkünlüğü devam ediyorsa işinde, ailesinde ve sosyal ortamında işlevselliğini kaybetmiş ya da bedensel yakınmaları devam ediyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. İlerleyici bir hastalık olması nedeni ile erken müdahale önemlidir.

ÖNERİLER VE KORUNMA YOLLARI

  • Mutlaka güneş ışığından faydalanın. Hava güneşli olmasa bile sabah ya da öğlen saatlerinde 20-30 dakika dışarıda zaman geçirmek mevcut gün ışığından faydalanma açısından önemli bir yere sahiptir.
  • Egzersiz yapmak depresyon ile baş etmede önemli yer tutmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve ruh halini düzenlemeye yardımcı olan egzersizin haftada 3 kere ve en az 30 dakika yapılması önerilmektedir. Spor ve yoga bedensel ve ruhsal rahatlama için önerilen aktivitelerdir.
  • Depresif ruh halinde yeme düzeni bozulabilir. Bu nedenle karbonhidrat ve şeker alımını kontrol altında tutmak gerekir. Dengeli ve sağlıklı beslenme önemlidir. Omega 3 ve D vitamini açısından zengin yiyeceklerin tüketilmesi önerilmektedir. Ruh halini düzenlemeye yardımcı yiyecekler arasında, meyve, sebze, bitter çikolata ve balık yer alıyor.
  • Kapalı alanda çalışırken çalışma ortamlarının ısı ve ışık dengesinin kontrol edilebilir olması önemlidir. Kapalı, loş mekânlar depresif ruh halinizi besleyecektir, bu tür mekânlardan kaçınmalısınız.
  • İlgi duyulan bir çalışma yapın, dikkati başka yönlere kaydıracak uğraşlar edinmek önemlidir. Sevdiğiniz bir hobi edinin.
  • Neşeli arkadaş toplantıları düzenleyin, yalnız olmak yerine kalabalık ortamlarda olun.
  • Sosyal aktivitelere daha fazla zaman ayırın. (sinema, tiyatro vb.)
  • Depresyon, kişinin kendi kendine halledebileceği bir sorun değildir. Kendi haline bırakmak ve yalnız kalmak ya da durumu mevsimsel basit bir yorgunluğa bağlamak sorunun çözümünü daha da zorlaştıracaktır.
  • Alkol tüketimine dikkat edin. Alkol tüketimi bu dönemde artabiliyor ve kısır döngü başlıyor. Bireyler, yaşadıkları sıkıntı ya da ruhsal sorunlarını alkol ile bastırmaya çalışabilir. Alkol, kısa süre rahatlık verse de yaşanan sıkıntının kökleşmesine ve başka problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
  • Yaşadığınız durumu “utanılacak bir durum, zayıflık” olarak tanımlamayın.
  • Depresif ruh halindeyken önemli kararlar vermeyin.
  • Günü planlayarak yaşayın. Bu planda mutlaka severek yaptığınız aktiviteler de yer alsın. Mümkün olduğunca günü doldurmak ve sizi meşgul edecek aktiviteler ile uğraşmak size iyi gelecektir.
  • Tedavide en önemli kuralın uzmanların önerilerine uymak ve uygulanan tedaviyi kararlılıkla sürdürmek olduğu unutulmamalıdır. İş, sosyal ve özel hayatınızda işlev kaybı fark ettiğinizde mutlaka bir uzmana başvurmalısınız.

 

Okula başlamak eğitim ve öğretim sürecinin her kademesinde farklı ve yeni deneyimler içermesi bakımından öğrenciler ve ebeveynleri için heyecan verici bir durumdur. Okulla ilk kez karşılaşan çocuk her yeni durumda olduğu gibi bu durumda da uyum sürecinden geçmektedir. Yaz tatilinin sonuna yaklaşırken çocuklarımızdan oyun çocuğu olmaktan çıkıp, okullu olmasını bekleriz. Bu durum herkes için çok büyük bir değişikliktir. Çocukların okul ortamına ve kurallarına uyum sağlaması eğitim-öğretim faaliyetlerinin sağlıklı yürütülebilmesi için en önemli faktörlerdendir. Bu nedenle okula uyum sürecinin anlaşılması, okula uyumu kolaylaştırıcı ve zorlaştırıcı faktörlerin belirlenmesi ve ebeveynlerin konu hakkında bilgi sahibi olarak destekleyici olmaları önemlidir.

Çocuk, okul hayatı ile birlikte ilk kez, doğup büyüdüğü güven ortamından ayrılıp farklı bir ortama girer. Bu yeni ortam kendine özgü kuralları, yerine getirilmesi gereken görev ve sorumlulukları ile yeni yaşam deneyimlerini içeren özellikleri açısından evden çok farklı bir sosyal çevredir. Bunların yanı sıra yeni arkadaşlıklar kurma ve bu arkadaşlıkları devam ettirme becerisini de kazanmasını gerektirecek bir sosyal ortamın içine girer. Farklı kişiler ile aynı ortamı paylaşabilmeyi ve kuralları öğrenir. Çocuk okula uyum sağlama yoluyla kendi bireysel özellikleri ile okul sistemi arasında bağ kurmaktadır.

Her çocuk okula başladığında farklı tepkiler verir. Bazı çocuklar uyum sağlamada sıkıntı çekmezken, yeni başlangıçlar ve yeni düzen, korku ve endişe yaratan bir sürece dönüşebilir. Okul ile ilgili sorunların derinleşmediği, daha kolay çözülebilmesinin muhtemel olduğu ilkokul döneminde yapılacak müdahaleler, çocuğun üst eğitim kademelerinde sorun yaşamaması için büyük önem taşımaktadır.

   ÇOCUKSANIZ, DÜNYA KOCAMAN VE SİZİN İÇİN BELİRSİZLİKLERLE DOLUYSA, ENDİŞELİ OLMANIZ ÇOK DOĞALDIR

 

 Çocukların uyum sağlamada güçlük çekmelerinin temelinde  “ayrı kalma ” düşüncesi vardır. Bowlby’e göre okula uyum sağlayamayan çocuklar “okula özgü olumsuz düşüncelerinden çok, onlara bakım veren, bağlı oldukları kişiden ya da güvendikleri ortamdan ayrı kalmaktan endişelenenler’’ olarak tanımlanmaktadır.

Çocukların bu endişelerini anlamak ve endişeye neden olan düşünceleri hakkında konuşmak gereklidir. Çocukların aklındaki olası sorular; “Neden anne ve babamdan ayrılıyorum?”, “Ya annem gidip geri gelmezse?”, “Evin yolunu da bilmiyorum!”, “Bu çocuklar kim? Bana zarar verirler mi?”, “Ben evdeyken annem ve kardeşime bir şey olur mu?” “Okulun içinde kaybolur muyum?” Okul ile ilgili olası kaygılarına karşı okulu gezmek ve tanıtmak yararlı olacaktır. Olası diğer kaygıları için de çocuğa onu üzen bir durum olup olmadığı mutlaka sorulmalıdır.

     ÇOCUĞUNUZUN OKULA UYUM GÜÇLÜĞÜ ÇEKTİĞİNİ NASIL ANLARSINIZ?

İlgi ve enerjide düşüş, genel mutsuzluk hali, öfkelilik, içe kapanma,ağlama nöbetleri, fiziksel belirtileri bahane etme (karın ağrısı, mide bulantısı gibi), iştahsızlık ve uykusuzluk görülür.

Okula gelmek istemez (isteksizlik- aşırı tepinme ve ağlama nöbetleri).
Anne ve babasına sarılarak okuldan gitmelerine izin vermez.
Okulda sessizce, bir köşede oturur, sosyal faaliyetlere katılmaz.
Sürekli olarak ailesinin ne zaman geleceğini sorar ve kapıda beklemek ister.  
Yemek yemeyi reddeder, iştahı azalır.
Çocuk, tuvalet alışkanlığında geriye dönüş yaparak idrar ya da gaita kaçırabilir.
Anneye duygusal baskı uygulayabilir. (“senden nefret ediyorum çünkü beni okula gönderiyorsun” gibi)
Saldırgan davranışlar gösterir.

   Çocukların okula tamamen uyum sağlamaları, “hiç ara vermeden düzenli devam ettikleri takdirde” yaklaşık 1-1,5 ay sürer. Bu süreci hiçbir sorun yaşamadan uyum sağlayan ve bu dönemi rahat atlatan çocuklar olabileceği gibi, geçici sorunlar yaşayan çocuklar da olacaktır. Bazı çocuklar için okula uyum süresinin uzun olması, normallik sınırını aşar ve ileride okul fobisine dönüşebilir. Bu da akademik sorunları beraberinde getirecektir. Önemli olan, yaşanan problemlerin kalıcı bir sorunun başlangıcı mı, yoksa okula uyum sürecinin geçici ve normal bir etkisi mi ayırt etmektir. Bu nedenle dikkatli olarak okul-aile işbirliği ile süreç ilerlemeli, problem devam ettiği takdirde uzman desteği alınmalıdır.

                  AİLELERE ÖNERİLER

Okullar açılmadan en az bir hafta önce uyku ve yemek saatlerini düzenleyin. Televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdiği saatleri düzenleyin.

Sabahları çocuğu ikna ederek, şefkat göstererek uykudan uyandırıp kaldırmak güne sıcak bir başlangıç için önemlidir. Okul öncesi kahvaltı önemli bir öğündür. Kahvaltı süresini hesaplayarak günü planlayabilirsiniz.

Çocuğunuzun okulun ilk günü giyeceği giysileri kontrol edin. Çantasını hazırlamada yardımcı olun.

 

Okula başlama, gereğinden fazla önemsenmemelidir. Çocuk okula gideceği gün, aile üyeleri sıradan bir gün gibi davranmalıdır. Okulun ilk günlerinde çocuğa anne veya baba eşlik edebilir. Ancak süre uzun tutulmamalı, okul ve öğretmenini tanımasının ardından öğretmenine teslim edip okuldan ayrılmalısınız.

 

Okuldan nasıl geleceğini, çocuğu kimin alacağını belirleyin.Çocuğunuz ile onu alacağınız zaman ve yer hakkında konuşun. Konuştuğunuz saatte belirtilen yerde olmaya özen gösterin.

 

Çocuğunuzu abartılı şekilde öpme, sarılma ve ağlama gibi davranışlardan kaçının.

 

Çocuğunuzun okula gitmesine ve sizden ayrılmasına hazır değilseniz, kaygı ve endişe taşıyorsanız, çocuğunuz da bu kaygıyı hissedecektir. Bu konuda yardım alabilirsiniz.

 

Çocuğunuzla birlikte okulu inceleyin. Okul ortamı ve kuralları hakkında bilgi verin.

 

Motivasyonunu artırabilecek eğitim malzemeleri alın. Okul alışverişine birlikte çıkın ve mümkün olduğunca seçimlerine saygı gösterin.

 

Olumlu okul anılarınızı, hislerinizi onunla paylaşın.

 

Öğretmeni ve okulu hakkında eleştirel konuşmayın.

 

Çocuğun okula gitmesi konusunda tutarlı davranın. Çocuğun okulda düzenli olarak gidip tek başına kalabilmesi temel amaçtır.

 

Çocuğunuz ilk günün ardından sabah okula gelmeniz konusunda ısrar ediyorsa, ona herkesin bir görevi olduğunu, onun görevinin ise, okula gitmek olduğunu açıklayabilirsiniz. Eğer çocuğunuzu okulda bekleyeceğinizi söylediyseniz bekleyin. Söz verip beklemezseniz çocuğun güveni sarsılacaktır.

 

Okula devam etme çocuk için kendi gündemini oluşturmasını sağlayacaktır. Zamanla korkusu ve fiziksel belirtileri azalacak, sonunda okula gitmeyi sevmeye başlayacaktır. Çocuğun okula düzenli gitmesini sağlayın.

Çocuğunuzu okula gitmek istemediği için cezalandırmayın, küçük düşürücü sözler sarf etmeyin.

 

Okula başlaması ile birlikte oyuna büyük bir kısıtlama konulmamalı, oyun oynamama ile cezalandırılmamalıdır. Arkadaşları ile oyun vakitlerinin olmasına özen gösterin.

Çocuğun yaşadığı korku ve kaygı nedeni ile oluşan fiziksel belirtileri şımarıklık, ilgi çekme ya da sizi kızdırmak için yapılan davranışlar olarak değerlendirmeyin.

 

Sınıf öğretmeni ile görüşün. Okul yönetimi, okul psikolojik danışmanı ve sınıf öğretmeni ile süreci birlikte yürütün. Yetersiz kalınan durumlarda uzman yardımı alın.

 

Çocuğunuza okuldan geldiğinde gününün nasıl geçtiğini sorun. Okul deneyimlerini sizinle paylaşarak rahatlayacak ve okula uyum sürecini kolaylaştıracaktır.

 

Çocuğun okul hayatını, arkadaşlarını, okul şakalarını, okul sırlarını, servis anılarını, öğretmenlerini ve derslerini yakından takip edin.

 

Her şeyin yoluna gireceği konusunda ona güven verin. Çocuğun uyumunu evdeki sorunların etkilediğini düşünüyorsanız,  bu sorunları çözmeye çalışın.

 

Bir takvim üzerinde, okulda bulunacağı günleri ve tatil günlerini işaretlemek, okul günlerinde öğretmenleri ve arkadaşları ile yapacağı güzel şeyleri anlatmak da onu rahatlatacaktır.

 

Ona başarabileceği işler verin. Başarısızlık yaşayacağı, gelişim dönemi için çok fazla gelecek sorumluluklar, görevler vermeyin.

KAYNAKLAR

Erkan, S. (2011). Farklı Sosyoekonomik Düzeydeki İlköğretim Birinci Sınıf Öğrencilerinin Okula Hazırbulunuşluklarının İncelenmesi. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi,40,186-197.

Zorbaz,S.(2016).İlkokul Birinci Sınıf Öğrencilerinin Okula Uyumu:Bir Model Testi.(Yayımlanmamış doktora tezi).Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı,Ankara.

Bahalı,K.,Tahiroğlu,A.(2010).Okul Reddi:Klinik Özellikler,Tanı ve Tedavi.Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar,2(3),362-383.

Soysal,Ş.,Bodur,Ş.(2004).Bir Büyüme Masalı:Okul Korkusu.Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi,6(13),236.

Esen,E.(2015).Çocuklarda Okula Uyum Problemleri ve Çözümleri.http://www.tavsiyeediyorum.com/makale_15494.htm adresinden elde edildi

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Yazı Dizisi

Her çocuğun dikkatle ya da hareketli olmakla ilgili sorunları olabilir. Bu sorunun adına Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu diyebilmemiz için şikayetlerin 7 yaşından önce başlamış olması, en az altı aydan uzun süredir devam ediyor olması ve ev, okul, park gibi her ortamda görülmesi gerekmektedir. DEHB üç farklı alanda belirti göstermektedir. Bunlar; dikkat eksikliği, hiperaktvite ve dürtüselliktir.

DEHB Yazı Dizisi I: Efe’nin Hiperaktivite Hikayesi
DEHB’in yaygın görülen tipi olan hiperaktivite, aşırı hareketlilik demektir.Bu çocuklar bir an yerlerinde duramazlar, elleri kolları düz durmaz, kol ve bacak sallamaları, kıpırdanmaları normal yaş grubundan ortalama 4 kat daha fazladır. Koltuk tepelerinde dolanır, atlar zıplarlar. Enerjileri hiç bitmez. Çok konuşmak da bir hiperaktivite belirtisidir. Bu çocuklar sıklıkla konuşurken konudan konuya atlar, sürekli soru sorarlar.

dehbv
“Efe 6 yaşında ilkokul 1. Sınıf öğrencisi. 12 yaşındaki kızımdan sonra evimizin küçük oğlu. Küçüklüğünden beri Efe hep heyecanlı ve hareketlidir. Anaokuluna giderken öğretmenleri de çok hareketli olduğunu söylüyorlardı. Ama erkek çocukları hep hareketli olmaz mı? Biz normaldir diye düşünmüştük. Çünkü arkadaşları ile bir araya geldiğinde diğer çocuklarda Efe gibi koşuşturuyorlardı. Ancak ilkokula başladığında çok fazla şikayet almaya başladık. Derslerde izinsiz ayağa kalkıyormuş, arkadaşlarının da dikkatini dağıtıyormuş ve derste çok konuşuyormuş. Eşim ve ben birinci sınıfın ilk günleri olduğu için okula ve sınıf disiplinine alışmadığını düşünmüştük. Aradan bir ay geçtikten sonra arkadaşları söz dinlerken Efe hala kurallara alışamamıştı.”
Efe’nin annesi DENİZ
Efe’ye Hiperaktivite teşhisi konmuştu ancak ilaç kullanmasını gerektirecek kadar şiddetli değildi. Aile ve uzman bir süre ilaçsız değerlendirmeye ve bu süre içerisinde Play Attention ile çalışmaya karar verdiler. Aynı zamanda evde ve anne baba tutumlarında da değişiklikler yapmak gerekecekti. Aile beraber çalışmaya başladıktan yaklaşık 3 ay sonrasında Efe’nin okulundan hiç şikayet gelmiyordu, öğretmeni Efe’den çok memnundu ve insanlar anne babasına Efe’ye ne olduğunu soruyorlardı. Bu değişim mucize gibiydi.
Play Attention uygulaması sırasında kişiler dikkatini vermeyi ve bu dikkati sürdürmeyi öğrenirler. Aşırı hareketlilik konsantrasyonu bozan bir sorundur. Uygulamayı alan kişi hareket ettiğinde dikkatinin dağıldığını fark ederek kendi davranışlarını kontrol etmeyi öğrenir ve dikkati ile bedeni arasındaki ilişkiyi keşfeder.

DEHB Yazı Dizisi II: Elif’in Dikkatsizlikleri
de
Dikkat eksikliğinde bireyler bir şeyle ilgilenirken o sırada içinden gelen başka bir şey yapma isteğine karşı koyamazlar. Yaptıkları şeyden keyif alıyorlarsa, başka bir şey yapma isteği yoksa dikkatlerini uzun süre devam ettirebilirler. Siz konuşurken ya da derste en ufak bir şey dikkatini bölebilir ya da hayal kurmaya dalabilirler.
“Elif bizim tek çocuğumuz. Babasıda bende ona çok düşkünüz, çok sakin, uyumlu ve usludur. Elif’in okul ile ilgili sorunları bu dönemin başında başlamıştı. İkinci sınıfa başladığında unutkanlıkları da artmıştı. Ödevlerini neredeyse her gün unutuyordu. Bir gün montunu unutuyordu öbür gün defterini. Derste o gün gördüğü konuyu akşama unutuyordu. Ödev yaparken soruyu anlatıyoruz diğer soruda nasıl yapılacağını hatırlamıyordu. Önceleri eşim tembellik ettiğini, okulu umursamadığını düşündü ve bu durumdan rahatsız olduğu için okulda bir şey unuttuğunda ceza veriyordu. Ancak Elif ceza alacağını bilse de elinde olmadan unutuyordu, bu duruma en çok da kendisi üzülüyordu. Akşamları ödevlerini yapmak neredeyse iki üç saat sürüyordu. Bir keresinde bir sayfa yazı ödevini neredeyse iki saatte yapmıştı. Ödevlerini yaparken silgisiyle oynuyor, hayal kurmaya dalıyordu.”
Elif’in annesi TUĞBA
Elif’in derslerdeki yavaşlığı ve dalgınlığını öğretmeni de fark etmişti. Bu konuda aileyi uyardıktan sonra Elif’in anne ve babası bir uzmana başvurdular. Elif’e Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu tanısı kondu. Ailenin düşüncesinin aksine dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu herzaman aşırı hareketlilikle beraber görülmeyebiliyor ve sakin uslu çocuklarda da dikkat eksikliği olabiliyordu. Beraber bir çalışma planı oluşturdular ve beraberinde Play Attention uygulamasına başladılar. Elif yaklaşık 2 ay sonrasında ödevlerini tek başına yapabiliyor, ödev ve etkinlikleri tamamlayabiliyordu. Öğretmeni de Elif’in başarısından çok memnundu. Elif halen ikinci sınıfa devam etmektedir ve sınıfın en başarılı öğrencileri arasındadır.
Play Attention, dikkat eksikliği olan çocuklara nasıl odaklanacaklarını öğretir. Böylelikle dikkat süreleri uzar, dağıldıklarında tekrar dikkatlerini verebilirler ve daha kolay başladıkları işi bitirebilirler.
DEHB Yazı Dizisi III: Söz Geçirilemeyen Arda boy-teasing
Dürtüselliğin en belirgin belirtileri düşündüğünü hemen yapma, aklına geleni hemen söyleme, istekleri erteleyememe ve acelecilikdir. Dürtüsel çocuklar geçmiş hatalarından ders almazlar, çok büyük cezalar verilmiş olsa da aynı hatayı kısa bir süre sonra tekrarlayabilirler.
“Arda bizim evimizin yaramazıdır. Kendinden 3 yaş küçük bir kardeşi var sürekli onunla uğraşır, evde yerinde duramaz kısaca bizi sinir etmeyi çok sever. Şuan ilkokul ikinci sınıfa gidiyor. Bizim Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile tanışmamız geçen sene oldu. Arda çok sabırsızdır, istediği hemen olsun ister beklemekten nefret eder. Okulun ilk günleri sınıfta hiç söz dinlemiyordu. Öğretmeni ne yaptıysa söz geçiremedi. Parmak kaldırmadan söze atlıyormuş, her şeyi ilk o yapmak istiyormuş, yemekte ve etkinlikte sıra beklemek istemiyor, kavga çıkartıyormuş. Evdede aynı öyleydi. Bazen kardeşine zarar verebilecek şeyler bile yapardı. Uyardığımızda ya da ceza verdiğimizde hiç etkisi olmaz yine yapardı.”
Arda’nın babası MUSTAFA
Arda’nın ailesi yardım alamaya karar verdiklerinde çocuklarında yaşadıkları bu problemin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’ndan kaynaklandığını öğrendiler. Dürtüsel tipte olan bu bozukluğun, çocuklarının kendi davranışlarını kontrol edememesine sebep olduğunu öğrendiler. Bu sebeple Arda, kurallara uymakta zorlanıyor, aklına geleni hemen yapmak istiyor, bir şey istediğinde sabredemiyordu. Arda ilaç kullanmaya başladı ancak sadece ilaç ona bir şeyler öğretmeyecekti. Bu sebeple başka çalışmalarda yapması gerekiyordu. Böylelikle Play Attention’a başladı. Yaklaşık 1 ay Arda’nın davranışlarında çok büyük farklar olmamıştı. İkinci ayın sonlarında okuldan Arda ile ilgili olumlu tepkiler gelmeye başladı. Arkadaşları ile arası düzelmişti, artık kavga çıkarmıyor, öğretmeninden izin istemeden yerinden kıpırdamıyordu. Evde o eski Arda yoktu, kardeşi ile çok güzel oynuyor, anne babasının koyduğu kurallara uyum gösteriyordu. Arda şuan ilaç kullanmaya ihtiyaç duymadan kendi davranışlarını kontrol edebiliyor.
Play Attention, uygulamaların içinde çocuğun dürtüsel davranışlarını değerlendirir ve hesaplar. Kendi içindeki hedeflerinde ve oyun içeriklerinde amaç; dikkati sürdürmek kadar dürtüsel hataları da en aza indirmektir. Böylelikle çocuklar tepkilerini kontrol etmeyi, isteklerini erteleyebilmeyi kısaca bir şeyi yapmadan önce düşünmeyi öğrenirler.
Play Attention, DEHB’in tüm belirtilerinde etkili sonuçlar vermektedir. Uygulamayı alacak bireyin herhangi bir tanı alması gerekmemektedir. DEHB tanısı almayan çocuklarda da eksik olan becerileri geliştirmek için Play Attention kullanılabilir. Sadece dikkat güçlendirmenin dışında davranış kontrolü, öfke kontrolü, empati kurabilme, diğer insanların duygularını anlayabilme, yönergeleri takip edebilme, zamanı etkili kullanabilme ve çok yönlü düşünebilme gibi alanlarda da Play Attention kullanılmakta ve başarılı sonuçlar vermektedir.

Okulların kapanmasına az kaldı. Haliyle anne babaları karne stresi, çocukları ise tatil heyecanı sardı. Çalışılacak derslerle ilgili planlar, okunacak kitap listeleri, ödevler, filmler, etkinlikler derken şu 15 gün içinde çocuklar ne yapacakları konusunda anne babaları ile pazarlığa başladı bile. Ailelerin aklında ise karneye nasıl tepki vermeli, tatilde ne kadar çalışmalı gibi sorular dolaşıyor. Peki en ideal yarıyıl tatili nasıl olmalı?
ANNE BABALAR KARNEYE NASIL TEPKİ VERMELİ?
Çocuların eve getirdikleri karne dönem içindeki ders başarılarını gösteren bir belgedir. Bir zeka ya da karakter ölçütü kesinlikle değildir. Bu sebeple çocuğunuzun karnesi nasıl olursa olsun bunu bir fırsata çevirmek gerekiyor. Çocuğunuzun potansiyelini görebileceğiniz, derslerdeki eksiklerini keşfedebileceğiniz, ev düzeni ve verdiğiniz desteklerle ilgili kendinizi gözden geçirebileceğiniz bir fırsat. Eğer işler yolundaysa ve karne de aynı şeyi söylüyorsa aynı düzeni sürdürmek gerekir. Eğer karne yolunda gitmeyen şeyler var diyorsa da oturup düşünmek, neleri değiştirebileceğinizi konuşmak ve çocuğunuzun ikinci dönem neye ihtiyacı var durup onu dinlemekte fayda var. Her ne olursa olsun çocuğunuzun dönem içinde gösterdiği bir emek var bu emeği göz ardı etmemek, takdir etmek gerekir. Bu konuda unutulmaması gereken en önemli şey büyük ödüllerin ve cezaların bir süre sonra mutlaka rüşvete dönüşeceğidir. Karneyi değerlendirmek ve birlikte eleştirmeden dönem hakkında konuşmak faydalı olacaktır.
Karneye verilebilecek sağlıklı tepkiler;
• Çocuğu suçlamamak,
• Başarısızlıklarından önce başarılı olduğu alanları konuşmak,
• Başkaları ile kıyaslamamak,
• Daha başarılı olmak için neler yapılabilir çocuğun düşünce ve önerilerini sormak, plan yapmak,
• Başarısızlığın kaynağı ile ilgili çocuğu sakince dinlemek,
• Sevginizin koşulsuz olduğunu hissettirmek,
• Başarıları için tebrik etmek ancak pahalı hediyelerden kaçınmak,
• Cesaretlendirmek,
• Onu kendi yeteneğine göre değerlendirmek,
• Anne baba olarak yeni dönemde neler yapabilirsiniz beraber konuşmak, şeklinde sıralanabilir.

DERS-EĞLENCE DENGESİ
Yarıyıl tatili ilk dönemin telafisi değildir. Dönem içinde çocuğunuzun başarı grafiği yükselmediyse tatilde çalışmak bu grafiği yükseltmeyecektir. Eksik konuların üzerinden geçmek, verilen ödevlerin tamamlanması yarıyıl tatili için yeterli olacaktır. Çocuğu konu tekrarı ve ödev yapması konusunda boğmamak, ilk dönemin stresini atmasına olanak sağlanmak yararlı olacaktır. Özellikle tatilin ilk haftasında çocuklar daha geç yatabilir, daha fazla TV izleyebilir, daha geç kalkabilir. Çocuklar tatil döneminde ne kadar kafalarını boşaltır ve okulu özlerlerse ikinci döneme o kadar yüksek motivasyonla başlayacaklardır. Bu sebeple tatilde, okul döneminde yapılmayan şeylerin yapılmasına müsemma gösterilebilir. Ancak okul açılmadan kısa bir süre önce okul düzenine geçilmesi okulun ilk günlerinde daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olacaktır.
ANNE BABALARA ÖNERİLER
Günümüz okul koşulları (okulda geçen süre ve ödevler) çocukların ve dolayısıyla ailelerin rutininde fazlaca zaman çalmaktadır. Dönem içinde çocuklarına ayırmak için vakit bulamayan anne babalar için bu tatil eşsiz bir fırsat. İşte size tatil planınızda olması gerekenler;
• Çocuğunuzla beraber enerjinizi atabileceğiniz fiziksel aktiviteler planlayabilirsiniz.
• Müze, tiyatro, sinema gibi kültürel ve tarihi geziler düzenleyebilirsiniz,
• Beraber kitap okuyabilir, üzerine konuşabilirsiniz,
• Beraber pasta, börek gibi mutfakta etkinlikler yapabilirsiniz,
• Evde bulundukları süre içerisinde yapabileceği sorumluluklar verebilirsiniz,
• Ailecek sosyalleşebileceğiniz ortamlara girmeye özen gösterebilirsiniz,
• Günün büyük kısmında özgür olmak için ödev ve tekrarları günün ilk saatlerine planlayabilirsiniz,
• Arkadaşları ile görüşmelesi için organizasyon yapabilirsiniz.
Sınava hazırlanan öğrenciler için de yarıyıl tatili bir fırsat. Hızlandırılmış bir programları olsa dahi tatil dönemini fırsat bilip aralarda keyif alabilecekleri şeyler planlayabilir, arkadaşları ile program yapabilirler. Biraz rahatlamak ikinci döneme daha enerjik başlamalarına yardımcı olacaktır.
Tüm öğrencilere iyi tatiller dileriz…

Çağımızın en büyük hastalıklarından biridir “hayır diyememek”…Kimi zaman hayır dersek karşımızdakinin kırılmasından korkarız, kimi zaman ilişkilerimizin bozulmasından, kimi zaman da kötü insan olmaktan.. Tüm bunları düşünürken düşünmediğimiz bir şey vardır.. En önemli şey; kendimiz.. Ne istediğimizi, ihtiyaçlarımızı, tercihlerimizi bir çırpıda siler atarız. Tüm bunların temelinde yatan en belirgin korku ise aslında yalnız kalma korkusudur.

İnsanlar çoğu zaman “yalnız kalma” ile “tek başınalık” ı karıştırırlar. Tek başınalık bir eylemdir. Özgüven adına gerekli olan bu eylem, insanın kendi kendine yeterliliğini sağlar.. Oysa ki yalnızlık hüzünlüdür. İnsanların, kalabalıklar arasında bile anlaşılamadığı hissini yaşatır. Bu hissi yaşamaktan korkan birey, sürekli karşı tarafın isteğini doyurmaya çalışır, sürekli onaylar.. Bu kez de sınır problemleri ortaya çıkar. Sınır problemlerinin başında ise “hayır diyememe” gelir.

Sınırı, evimizin kapısına benzetelim. Evinizin bir kapısı olduğunda her isteyen, her istediğinde o kapıyı çalabilir. Ya kapı olmazsa! İşte hayır diyememe kapısızlık gibidir. Ama bir kapınız var ise istediğinizde, istediğinize o kapıyı açarsınız. İşte sınır budur, sağlıklıdır. Karşı tarafın kararı, düşüncesinden öte, sizin isteklerinizi ön planda tutar. Sizi insanlar arasında daha saygın, ciddiye alınır kılar. Ama kapısızlık yani sınırsızlık sizin saygınlığınızı azaltır. Her an ulaşılabilir, her şeye onay veren biri haline dönüşürsünüz. Sonunda size fikriniz bile sorulmayabilir. Ne de olsa cevabınız aynıdır: FARKETMEZ…

HAYIR DEME KONUSUNDA NEDEN ZORLANIRIZ?

*DIŞLANMA KORKUSU: “Hayır dediğimde benimle konuşmayabilir, tavır alabilir, onu kaybedebilirim..” düşüncesi bireyi yönlendirir. Bu korku ile kişi karşısındakinin her istediğini yapmaya başlar. Karşısındakinin her istediğini yapmak demek aslında “kölelik sistemi” ni bize düşündürebilir. Bu sistemde ise en büyük eksiklik kişinin kendisidir. Dışlanma korkusuyla kişi kendisinden vazgeçer.

*KÖTÜ İNSAN OLMA KORKUSU: Bu düşünce aile sistemimizdeki öğrendiğimiz süreçlerden kaynaklanıyor olabilir. Çoğunlukla “el alem ne der, nasıl bakar” düşüncesine sahip olan, kişilerarası duyarlılığı aşırı yüksek anne babalara sahip çocuklarda kötü insan olma korkusu sık görülebilir.

*YARARLI OLMA ÇABASI: Sürekli karşı tarafa yardım etme isteği içinde olan insanlarda vardır. Kendi işini ikinci plana atıp, karşısındakinin ihtiyaçlarını karşılama eğilimindedirler. Bu insanlar en çok, diğer insanlardan gerekli desteği görmediğinden, hak ettiklerini bulamadıklarından, haksızlıklar yaşadıklarından bahsederler. Oysa ki bu kaderleri değil, kendi seçimleridir. Karşısındakine sürekli “sen en değerlisin, benden bile önemlisin!” alt mesajını verdiklerinden, sonrasında ektiklerini biçerler. Kendi yazdıkları senaryoyu farkına varmadan oynamaya başlarlar..

*ÇATIŞMA YAŞAMAKTAN KORKMA: “Hayır dersem problem çıkar” düşüncesi ile başlar her şey.. Eşiyle cinselliği o anda yaşamayı istemeyen kişi, sırf hayır derse yaşayacağını düşündüğü çatışmayı göze alamaz. (Oysa ki cinsellikte eşler birbirine hayır diyebilmelidir, bu normaldir!) Sonrasında görev gibi yaşanılan cinsellik ve beklenilen sonuç: cinsel isteksizlik, vajinal kuruluk, ağrılı birliktelikler, ifade edilmemiş öfke…… Çat kapı gelen komşuya gereken cevabı vermekten korkan ev sahibi ve istemeden eve davet.. Sonrasında ise öfke patlamaları, kalitesiz iletişim, ilişkilerin bozulması..

Çatışma yaşama korkusunda sıklıkla yine aile tutumlarını görebiliriz. ”Annem babam çok sık kavga ederlerdi. Bunu yaşamak istemiyorum” konuşmalarını terapilerde çok sık duyarım. Kişi öfkesini bile çatışma yaşamaktan korktuğu için ifade etmeyebilir. İçine atar. Hayırları neredeyse hiç yoktur. Hayır diyemedikçe öfkesini biriktirir, canı yanar. Canı yanan birey ise can yakmak isteyebilir. Bu bazen ilişkilerde “aldatma” konusu olarak karşımıza çıkar.

Aileden olabildiğini ifade ettiğimiz bu tutumlar genetik değildir. Sonradan gözlemleme yolu ile öğrenilmiş yaşamsal döngülerdir. İsterseniz bunları değiştirebilirsiniz..

Yukarıda sıraladığım bu maddeler belki bir çoğumuzun hayatının içinde yer alabiliyor. Peki ne yapmalıyız?

Şunu bilelim. Bizi yöneten düşüncelerimizdir. Düşüncelerimiz duygularımıza, duygularımız davranışlarımıza dönüşür. Düşüncelerimizi değiştiremezsek aynı senaryoyu hayatımız boyunca yaşayabiliriz. Sahip olmamız gereken birkaç sağlıklı düşünceye göz atacak olursak;

SAĞLIKLI DÜŞÜNCELERİMİZ:

*Beni olduğum gibi kabul etmeli. Etmiyorsa ilişkimizi gözden geçirmeliyim. Bu ilişki sağlıklı olmayabilir..

*Karşı tarafın isteğine her zaman hazır olmayabilirim.. Benim de önceliklerim var!

*Ona hayır demiş olmam, onu reddetmiş olmam anlamına gelmez. Sadece onun isteğine şuan uygun değilim..

*Sürekli evetlerimle bu ilişki yürüyorsa, hiç yürümesin.. Öncelik benim. Mutluysam, mutlu ederim. Bende olmayan bir şeyi karşı tarafa da veremem..

SAĞLIKLI “HAYIR DİYEBİLME” YÖNTEMLERİ:

*Sandwich Yöntemi: İki olumlu cümlenin arasına bir “hayır” ı yerleştirebilmektir.

“Aslında bunu yapmayı isterdim ama şuan uygun değilim. Başka bir zaman deneyebiliriz..

*Araya Zaman Koyma: Her an hayır deme cesaretinde olamayabiliriz. Araya zaman koyma bizi rahatlatır.

“Şu an buna cevap vermek için uygun değilim. Bir saat sonra konuşsak olur mu?”

*Kendi Önceliklerinin de Olabileceğini Karşıya Fark ettirme:

“Önce programıma bir bakayım, uygun olup olmadığımı göreyim. Sana sonrasında cevap verebilirim..”

*Seçenek Sunma:

“Sana yardımcı olmayı isterdim. Ama bu konuda pek bilgim yok. Neden………. İle konuşmayı denemiyorsun?”

Hayır demek size çok büyük katkı sağlayacaktır. Emin olun ki hayır diyebildiğinizde en büyük ilk tepki içinizdeki sesten gelir. Çoğu zaman söylenen “hayır”larda karşı taraftan beklediğiniz negatif tepkiyi bile bulmayabilirsiniz. En büyük engeli aşın: KENDİNİZİ…

Yaz tatilinin bitmesi ile beraber çocukları ve anne babaları okul telaşı sarmaya başladı. Bazı okullar yeni eğitim öğretim dönemine başladılar bile. Üç aylık aranın ardından okula dönüş hem çocuklar hem de anne babalar için zor olabiliyor. Önceki yazılarımızda okul dönemine hazırlık ile ilgili öneriler sunmuştuk. Peki okullar açıldıktan sonra nelere dikkat etmeliyiz?
EYVAH ÖDEV KABUSU BAŞLIYOR!!
Ders çalışma konusu ailelerin en çok sorun yaşadığı konuların başında gelmektedir. Anne babalar çocuklarının ödev yapmadığndan, ders çalışmadığından yakınırlar. Bir zaman sonrasında anne babalar çocuklarının ödevlerinin sorumluluğunu kendileri üstlenmeye başlar. Bu bir döngü şeklinde devam eder ve anne baba ödev sorumluluğunu aldığında çocuklar bu bunun kendi sorumluluğu olduğunu fark edemezler. Ödev konusunda ailenin görevi çocuğa uygun ortamı hazırlamak, anne baba olarak kararlı olmak ve ödevleri kontrol etmektir. Eğer anne babalar ödevlerin sorumluluğunu çocuklardan daha çok üstlenirse çocuk ödev yapma ve ders çalışmayı ailesine karşı kullanmaya başlayacaktır. Pazarlıklar başlayacak, ödül isteyecek ve zaten yapması gereken şey için bir nevi rüşvet isteyecektir. Ödev alışkanlığı için en uygun olanı ödev saati televizyon, tablet, telefon ve oyunları kısıtlamak, ödevleri kontrol etmek ve ödevler yapılmadığında bazı aktivite ve etkinliklerden bir süreliğine mahrum bırakmaktır. Örneğin öncesinde beraber bir ödev saati belirlediniz diyelim. Çocuğunuz iki gün kurala uydu ama üçüncü gün yorgun olduğunu önce televizyon izlemek istediğini ödevi sonra yapmak istediğini söyledi. Burada en uygun tutum ödev yapılmadan televizyon izleyemeyeceğini bunun onun tercihine kaldığını ve hangisi tercih ediyorsa seçebileceğini söylemektir. Önce yapmak zorunda olduğu şeyleri tamamlaması sonra zevk aldığı şeyleri yapması şeklinde çocuğunuzun gününü planlamasına yardımcı olabilirsiniz.
ÇOCUĞUMUN NE KADAR UYUMASI YETERLİ OLUR?
Her zaman söylediğimiz gibi uyku düzeni çocukların okuldaki performansını en çok etkileyen faktörlerdendir. Çocuğun ihtiyacı kadar uykuyu alabilmesi onun zihinsel ve ruhsal gelişimi için oldukça önemlidir. Amerika Uluslararası Uyku Vakfı;
• Okul öncesi dönem (3-5 yaş) için 10-13 saat uykuyu,
• Okul dönemi (6-13 yaş) için 9-11 saat arası uykuyu,
• Ergenlik dönemi için de 8-10 saat uykuyu önermektedir.

OKUL DÖNEMİ ÇOCUKLARININ BESLENMESİNDE NELERE DİKKAT EDEBİLİRİZ

Sabahları düzenli kahvaltı yapmasını sağlayın. Kahvaltı en önemli öğündür. Çocuğunuzun zihinsel ve fiziksel gelişimi için dengeli ve düzenli bir kahvaltı gerekmektedir. Özellikle kahvaltı yapmayan çocukların ebeveynleri için kahvaltı saati işkenceye dönebiliyor. Böyle durumlarda inatlaşmadan ısrarcı olmak gerekmektedir. Çocuk kahvaltı yapmasa da kahvaltı sofrasına oturması sizinle sohbet etmesi bu alışkanlığı edinmesini kolaylaştıracaktır. Bu sebeple sabah kahvaltı hazırlamaya devam etmelisiniz.
Kahvaltıda yiyecekleri konusunda alternatif sunabilirsiniz. Bu sabah ne yemek istersin değil bu sabah kahvaltıda yumurta mı tost mu yemek istersin şeklindeki bir soru çocuğunuzun tercih yapmasını sağlayacaktır ve zorlama hissetmediği, seçim konusunda özgür bırakıldığı için direnmeyecektir.
Sofrada beraber olmaya özen gösterin. Hem aile ilişkilerini güçlendirecek hem de çocuğunuzun düzenli beslenme alışkanlığı kazanmasını sağlayacaktır. Okula uyum sorunu yaşayan çocuklar için sofrada okul dışında eğlenceli şeyler konuşmak daha faydalı olacaktır.
Hiçbir çocuk kendini öldürecek kadar aç bırakmaz. Porsiyonlarını tüketebileceği kadar hazırlamaya çalışın.

ÇOCUĞUMUN BU DÖNEMDE BAŞKA NELERE İHTİYACI OLABİLİR?

Okulların açılması ile beraber çocğunuzun ve ailenizin tüm zamanını okul konuları ve dersler doldurabilir. Ancak çocuğunuzun farklı alanlara ihtiyacı olduğunu unutmayın. Ders dışı uğraşacağı etkinlikler ya da deşarj olabileceği aktiviteler okul motivasyonunu olumlu yönde etkileyecektir.
Okula uyumu, ödev sorumluluğu ve ders başarısı konusunda diğer çocuklarla ya da kardeşleri ile kıyaslamayın. Kıyas çocuklara kendini başarısız ve yetersiz hissettirir ve özgüvenini zedeler. Her çocuğun ayrı bir birey olduğunu kabul edip çocuğunuz için en uygun çözümü belirlemeye çalışın.
Akranları ile sosyalleşebileceği alanlar yaratabilirsiniz. Çocukların sosyal ilişkileri anne babasının sosyal ilişkilerine benzer. Sizden arkadaş edinmeyi, arkadaşlığı sürdürmeyi öğrenir. Bu sebeple siz ne kadar sosyal ortamlara giriyor, misafir ağırlıyor ya da misafirliğe gidiyorsanız çocuğunuzda o kadar sosyal olacaktır.

OKULA GİTMEK İSTEMEZSE NE YAPABİLİRİM?
Çocuğunuz ilk günler okula gitme konusunda isteksizlikler yaşayabilir hatta karın ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel bazı şikayetlerden yakınabilirler. Bu şikayetlerin tıbbi kaynaklı olup olmadığını iyi araştırın. Tıbbi nedenleri eledikten sonra şikayetler devam ediyorsa anlayışlı olmak ama okula gitmesini sağlamak en uygun olan tutumdur. Bu durumda çocukla inatlaşmak, yargılamak, tehdit etmek, ceza vermek, şiddet ve baskı uygulamak okula gitmek istememe davranışını okul fobisine dönüştürür. Okula gitmek istemezse nedenlerini dikkatlice dinleyip anlamaya çalışın, çözümleri hakkında konuşun ve okula gitmesi konusunda teşvik edin. Çocuğunuzun şikayetleri nedeniyle okula göndermemek okula uyumunu zorlaştıracaktır. Bu konuda okul rehberlik birimi ve sınıf öğretmeni ile konuşabilirsiniz.
Okul saatinden en az 20 dakika öncesinde televizyonu, bilgisayarı kapatarak evi keyifsiz hale getirebilirsiniz.
Çocuğunuz okula uyum sağlayana kadar ödevlerini, derslerdeki performansı önemsememeye çalışın. Önceliğiniz okula alışması olmalıdır.
Okul sonrası için hepbirlikte keyifli etkinlikler planlayabilirsiniz.
Sizin günlük programınız çocuğunuz için daha cazipse kendi planınız hakkında çocuğunuzun yanında konuşmamaya özen gösterebilirsiniz.
Çocuğunuz okula uyum sorunları yaşadığında, onun yanında olmanız ve desteklemeniz okula adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Eğer uyum sorunu 4 haftadan uzun sürerse ve işin içinden çıkılamaz bir noktaya gelirse mutlaka bir uzmandan yardım alın.

Çocuğunuz bu Eylül ayında ilk kez okula mı başlayacak? yoksa uzun ve eğlenceli bir yaz tatilinin ardından okula devam mı edecek? Peki siz çocuğunuzun duygusal olarak okula hazırlanmasına yardımcı olmak için nasıl bir yol izlemelisiniz?
Yaz tatili çocuklar için kuralların az olduğu, eğlencenin ön planda olduğu ve rahata alıştıkları bir süreçtir. Tatilden sonra okula başlamak, ders çalışmak, okul disiplinine girmek birçok çocuk için oldukça zordur. Ancak yapılan araştırmalar gösteriyorki çocuğun okula hazır olup olması; okula uyum düzeyinden derslerdeki başarısına kadar birçok şeyi etkiliyor. Tatilin sonlarına doğru yaklaştığımız bu günlerde çocukları okul dönemine hazırlamak için anne babalara da bazı görevler düşüyor.
İşte çocuğunuzun okula hazır olmasını sağlayacak altın öneriler;
• Tatilden en az 1 hafta, 10 gün öncesinden dönün.
• Birlikte okul açılmadan önce yapılacaklar listesi hazırlayın. Özellikle yaz tatili ödevlerini bitirmemek çocuklarda stres düzeyini arttırabilir ve okula başlama konusunda isteksizlik yaratabilir. Bu sebeple yapılacaklar listesinde ödevleri tamamlamaya öncelik verin.
• Okul dönemiyle ilgili planlar yapın. Yeni dönemde yapacağı etkinlikler hakkında konuşun.
• Uyku düzenini en az iki hafta önceden okul dönemine göre ayarlayın.
• Yeme – içme düzeninizi okul dönemine göre düzenleyin. Özellikle okula giderken kahvaltı yapmakta zorlanan çocuklara bu süreçte kahvaltı alışkanlığı kazandırmak, okul döneminde sabah tartışmalarını azaltacaktır.
• Bilgisayar, televizyon ve oyun saatlerini okul dönemine göre düzenleyin.
• Okul için gerekli malzeme ve gereçleri birlikte gidip alın.
• Odasını en az bir hafta önceden okul dönemine göre ayarlayın.
• Okula başlamadan önce en az bir kitap okuması konusunda teşvik edin. Ayrıca müze gibi kültürel etkinlikler çocuğunuzun beyninin akademik kısmını aktive edecektir.
• Okulun ilk gününden neler beklediğini konuşun. Böylece çocuğunuzun kaygı düzeyi azalacaktır.
• Son hafta okulu ziyaret edin. Öğretmenini yeni sınıfını görmesi çocuğunuzu bilişsel açıdan okula hazırlayacaktır.
• Okul arkadaşlarından bir veya iki tanesiyle görüşmesi için etkinlik planlayın. Bu çocuğunuzu hem okul dönemine hazırlayacak hem de araya zaman girdiği için kopan arkadaşlık ilişkilerini yeniden inşa etmesini sağlayacaktır.
ÇOCUĞUMUZ İLKOKULA YENİ BAŞLAYACAK NE YAPMALIYIZ?
İlkokula yeni başlayacak öğrenciler için süreç daha farklı olabilir. Çünkü çocuğun daha önce deneyimlemediği ve herşeyin belirsiz olduğu bir durumdur. Bu sebeple çocuklar kaygı ve korku duygusunu yaşayabilirler, direnç gösterebilir ve okula uyum sorunu yaşayabilirler. Yapılan araştırmalara göre; okula başlayan her 10 çocuktan 8’inde okula uyum sorunu görülür. Ancak uyum süreci çocuktan çocuğa göre değişiklik gösterir. Klinik anlamda önemli olan uyum sürecinin 4 haftadan uzun zamandır devam ediyor olmasıdır.
İlkokula başlarken çocuğun okula hazır olması önemli bir kriterdir. Mümkünse okula hazır oluş testleri ile gelişim değerlendirilmelidir. Ayrıca okulunu daha önceden görmüş, öğretmeniyle tanışmış olması çocuğun okula hazır hissetmesine yardımcı olacaktır. Aile içinde okul ile ilgili sohbetler, okulda eğlenceli neler yapacağı, orada neler kazanacağı ile ilgili özendirici şekilde olmalıdır. Çocuğun okula başayabilmesi için yeterli gelişim düzeyinde olsa ya da kendi özbakım becerisi gibi bazı becerileri yeterli olgunluğa erişmiş olsa dahi ailelerinden ayrılması zor olabilir.
Okula uyum sürecinde çocukların gösterdikleri temel davranışlar; ağlama, regresyon ( yaş düzeyinin altında davranışlara geri dönme), içe kapanma, saldırganlık, annenin sınıfa gelmesini istemek, söz dinlememe, küfretme, inatçılık, yalan söyleme vb. şekilde sıralanabilir. Bu durumda çocukla inatlaşmak, yargılamak, tehdit etmek, ceza vermek, şiddet ve baskı uygulamak okula gitmek istememe davranışını okul fobisine dönüştürür.
Anne babaların okula uyum sürecinde en çok zorlandıkları durum çocuklarının ağlamasıdır. Okula gitmek istememe ya da okulda ebeveyninden vedalaşamama gibi durumlarda çocuklar sıklıkla ağlarlar. Burada ebeveynlere düşen en önemli görev; çocuğun ağlamasından sonra kararlılıklarını bozmamalarıdır.
İlk gün, ailelerin kabusu olabiliyor. İlk günün sabahı sıradan bir gün gibi davranmaya özen gösterilmelidir. Okula başlamanın öncesi ve hemen sonrasını kapsayan dönemde çocuklara daha hassas daha müsamahakar davranmamak faydalı olacaktır. Aksi halde çocukların kaygı düzeyi artabilir, daha huzursuz olabilirler ve aile içi gerginlikler sıklıkla yaşanabilir. Bir gün öncesinde sabah kaçta kalkılacağı, kaçta evden çıkılacağı, kahvaltıda ne yeneceği ile ilgili konuşmalar çocuğun kendini hazırlamasına yardımcı olacaktır.
Halk arasında evham da denilen kaygı çoğu zaman bulaşıcıdır. Bu sebeple çocuklara çoğunlukla anne babalarından bulaşabilmektedir. Evde anne ve babaların özellikle çocukları, okul ve öğretmen ile ilgili kendi duygu ve düşüncelerini çocuklarına yansıtma konusunda dikkatli olması bu süreçte yararlı olacaktır.
Çocukların uyum sürecini kolaylaştıran diğer bir unsur vedalaşmalardır. Okula bırakırken çocukla vedalaşmak, hiçbir koşulda bir anda ortadan kaybolmamak gerekir. Vedalaşmaları kısa tutmak, sınıfta, koridorda ya da okulun bahçesinde uzun süre beklememek gösterilecek en doğru tutum olacaktır.
Gün sonunda ebeveynlerin çocuklarının gününü merak etmesi doğaldır ve anne babalar sık sık çocuklarına bunu sorarlar. Eğer çocukla ebeveyn arasında yakın ve güçlü bir iletişim varsa bu zaten sohbet şeklinde gelişir. Güçlü bir iletişim yoksa ebeveynin bu tutumu çocuğu tedirgin edebilir, ailesinin bu kadar merak etmesini okulun endişe verici bir yer olduğu düşüncesiyle pekiştirebilir. Bu nedenle çocukları günlerinin nasıl geçtiğini anlatmaları konusunda zorlamamak, farklı sohbetler ve oyunlarla bu konuda konuşmaya çalışmak daha faydalı olacaktır.
Eğitim döneminde tüm öğrencilere başarılar dileriz…

Sevgiler.

YAZ TATİLİ BAŞLIYOR

Çocukların karneleri alması ile dört gözle beklenen yaz tatili tam anlamıyla başlıyor. Her çocuğun yaz tatili ile ilgili hayali farklıdır. Ancak genel bir durum var ki tatil pek çok kişi için, rahatlık, gevşeme ve eğlence anlamlarını ifade eder. Oysaki tatil boşa geçen zaman olmamalı ve çocuklar için en verimli şekilde değerlendirilmesi sağlanmalıdır.
Yapılan araştırmalar yaz dönemi boyunca yaklaşık üç ay serbest zaman geçiren çocukların okula başladıklarında adaptasyonlarının düşük olduğunu, tatilde çalışan çocuklara kıyasla da akademik açıdan zorlandığını göstermektedir.
Peki yaz tatilini hem verimli hem de eğlenceli hale getirmek için neler yapılabilir?
– Teknoloji Kullanımı Kontrol Altına Alınabilir
Okul dönemine kıyasla değişen günlük programı çocukların tatil dönemlerinde televiyon, bilgisayar, tablet ve telefonla daha fazla vakit geçirme eğilimini arttırmaktadır. Anne babalar teknoloji kullanımı konusunda kontrolü tatilde de elden bırakmamalıdır. Günlük teknoloji kullanım süresini Dünya Sağlık Örgütü okul öncesi dönem için 45 dakika, ilk ve ortaokul dönemi için 1.5 saat, lise dönemi için de 2 saat uygun bulmaktadır.
– Çocuk İle Günlük Plan Yapılabilir
Tatil döneminde çocuğun gününü planlamak çocuğun zaman yönetimi becerisini geliştirmek için de oldukça faydalı olacaktır. Böylelikle hem çalışmak için hem de eğlenmek için zaman bulabilecek ve tatili verimli geçirecektir. Günlük plan içinde çocuğun çalışma yapacağı zaman hergün ortalama aynı saatlere planlanmalı ve çocuğun ders çalışma alışkanlığı pekiştirilmelidir.
Çocuğunuzun tatilde yapacağı çalışmalar yeni konu ve bilgi öğrenmek değil geçen dönemin eksiklerini tamamlamak ve öğrenilenlerin unutulmamasını sağlamak olmalıdır.
– Yeni şeyler keşfetmelerine yardım edilebilir
Çocuğunuzun fiziksel, ruhsal, sosyal gelişimine faydası olacak yeni şeyler denemesi için yaz tatili harika bir fırsat. Spor, sanat ya da hobilerine uygun yeni deneyimler yapmaları konusunda onları cesaretlendirebilirsiniz.
– Birlikte vakit geçirebilirsiniz
Sizin programınız ne kadar yoğun olursa olsun çocuğunuzun tatilinde beraber bir şeyler planlamaya çalışın. Okul döneminde yapamadığınız etkinlikleri yazın yapabilir, beraber kaliteli vakit geçirebilirsiniz. Özellikle çocukların fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri doğa ile iç içe ve enerjik etkinlikler planlayabilirsiniz. Ayrıca kültür ve sanat etkinliklerini de bu programa koymanızda fayda var.
Eğer çocuğunuz ergen ise tatili aile zamanı ile geçirmek istemeyebilir. Ailesinden ayrı arkadaşları ile zaman geçirmek isteyebilir. Aile sınılarınız çerçevesinde çocuğunuzun güvenliğini tehlikeye atmayacak etkinliklerde arkadaşları ile birlikte olmasına müsaade edebilirsiniz.

Tüm öğrencilere iyi tatiller dileriz…

Bir kişinin hayatında verdiği en önemli kararlardan biridir, eş seçimi. Şüphesizki mutlu bir evliliğin en temel koşulu da doğru kişiyi eş olarak seçebilmektir. Bunun için kişinin kendisini ve karşısındaki kişiyi oldukça iyi tanıması gerekmektedir.
Evlilik düşünen kişinin önce kendisine “NEDEN EVLENMEK İSTİYORUM?” sorusunu sorması gerekir. Evlilikten beklentisi nedir?, hayatında neyin değişeceğini düşünmektedir?. Basit gibi gözükse de kişinin evlilikten beklentisi partneri ile örtüşmediğinde ileride sorun yaratabilmektedir. Örneğin Esra ve Ali’nin evliliğine bir göz atalım. Esra ailesi ile birlikte yaşayan 26 yaşında memur bir kadındır. Ailesi Esra’dan daha muhafazakar bir yapıdadır ve özellikle babası Esra’nın yapmak istediği planlarda onun hayatına bazı engeller koymaktadır. Durumdan sıkılan Esra evlenip özgür olmak ve istediğini yapmak ister. Yaklaşık iki yıldır Ali ile beraberdir. Ali 32 yaşında yalnız yaşayan biridir ve evlenmek istemektedir. Paylaşım için evliliği düşünmekte ve evlendikten sonra eşiyle daha fazla vakit geçirmek, herşeyi eşiyle beraber yapmak istemektedir. Ali ile Esra’nın evlillik beklentisine baktığımızda farklı olduğunu görmekteyiz. Ali paylaşım için evlenmek istemekte, Esra ise özgürlük istemektedir. Eğer evlilikten beklentilerini açık ve net bir şekilde konuşmaz ve ortak nokta bulmazlarsa büyük ihtimalle bu durum aralarında bir süre sonra sorun yaratacaktır. Esra kendi isteklerine göre planlar yapmak isteyecek, Ali ise engel olacak ve beraber birşeyler planlamak isteyecektir. Uzun vadede Esra, babası ile yaşadığı sorunları Ali ile de yaşamaya başlayacaktır…
Kişi neden evlenmek istediğine karar verdikten sonra aynı soruyu partnerine de yöneltebilir ve evlilikten beklentilerini, ilişkinin hedeflerini beraber değerlendirebilirler.
Beklentilerin her zaman aynı olması gerekmemektedir. Burada önemli olan; eşlerin evlilikten beklentilerini bilmeleri ve ortak noktada buluşabilmeleridir.
Doğru Eşi Seçmek
Yapılan araştırmalar;
– Doğrudan ve açık iletişim kurabilen,
– Sorumluluk alabilen,
– Stresle başa çıkabilen,
– Kendi ve başkalarının duygularını ifade edebilen,
– İnsanları oldukları gibi kabul edebilen kişilerin evlilik için doğru eşi seçebildiklerini göstermektedir.

Eş Adayınızda Dikkat Etmeniz Gerekenler
Doğru eşi seçmek için öncelikle herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekmektedir; “NEDEN BU KİŞİ İLE EVLENMEK İSTİYORUM?”. Partnerinizi kendinize eş olarak seçme nedenlerinizi daha net görebilmek için bir kağıda yazabilirsiniz. Yazdığınız nedenleri incelerken dikkat etmeniz gereken şey bunlar benim için gerçekten önemli mi?, beklentilerimiz ne kadarını karşılıyor?, partnerinizin hoşunuza gitmeyen ne gibi özellikleri var ve bunlar ilerde ne gibi sorunlara yol açabilir?. Bir ilişkiyi ve evliliği sürdüren bir çok etken vardır. Unutulmaması gereken şey aşkın asla yetmeyeceğidir.
Her bireyin kendi karakter yapısına ve beklentisine göre elbetteki eş adayında dikkat etmesi gereken noktalar farklıdır. Ancak son zamanlarda dünyada ve ülkemizde yapılan çalışmalar mutlu evliliği olan kişilerin bazı mizaç özelliklerine vurgu yapmaktadır. Bunlar;
– İnsanlara karşı sevecen olması,
– Sorumluluk alma cesareti gösterebiliyor olması,
– Bazı durumlarda sizi alttan alabiliyor olması,
– Grup içinde ortama uyum sağlayabiliyor olması,
– Uzun zamandır görüştüğü yakın arkadaşlarının olması,
– Sevdiklerini mutlu etmeye çalışıyor olması,
– Karşısındakini dinleyebilme becerisinin olması,
– Zevklerini, planlarını başkaları ile paylaşıyor olması,
– İşinde sabırlı ve sebatkar olası,
– Başkalarının farklılıklarını kabul edip onları değişmeye zorlamıyor olması şeklinde sıralanabilir.
Karşınızdaki kişinin sizin için doğru kişi olması evlilik öncesi dönemde ya da evlilikte sorun yaşamayacağınız anlamına gelmez. Çift olarak sorunlarınızı kriz haline gelmeden çözebilmenizi sağlar.

Evlilik İle İlgili Yanlış Düşünceler
Yanlış: Evlendikten sonra sorun yaşanmamalıdır.
Doğru: Her evlilikte problemler yaşanır. Önemli olan çiftlerin bu sorunları birlikte çözebilmesidir.
Yanlış: Partnerler evlilikle ilgili aynı beklentilere sahip olmalıdırlar.
Doğru: Partnerler farklı beklentilere sahip olabilirler. Önemli olan bu beklentileri hakkında açıkça konuşup, birbirlerine saygı duyabilmeli ve orta noktada buluşabilmeleridir.
Yanlış: Evlendikten sonra tüm sorunlar ortadan kalkacak.
Doğru: Hayatta karşılaşılan sorunlar ve çözümleri bireysel olarak sizinle ilişkilidir. Evlilik sorunları çözmez.
Yanlış: Partnerim ve ben birbirimizi tamamlamalıyız.
Doğru: Siz veya partneriniz eksik değilsiniz ki birlikte tam olun. Önemli olan birlikte ekip olabilmenizdir.
Yanlış: Evlilikte mutluluk ve eş seçimi tamamen şans.
Doğru: Evlilikte mutluluk ve eş seçimi şans değil sizin gayretinizle ilişkilidir.
Yanlış: Evlilik insanı olgunlaştırır.
Doğru: Evlilik insanı olgunlaştırmaz. Olgunlaşma kişinin kendi bireysel gelişimi ile ilgilidir.
Yanlış: Çocuk evliliği kurtarır.
Doğru: Çocuk hiçbir zaman evliliği kurtarma aracı değildir. Çift çaba göstermediği sürece sorunlar çözülmez.
Evlilik Öncesinde Mutlaka Konuşulması Gereken Konular
İlişkinin her aşamasında açık ve net bir iletişim önemlidir. Ancak nişanlılık evresinde bu daha da artmaktadır. Çiftlerin evlilik sonrası döneme ait beklenti, plan ve hedeflerini biliyor olması ve beraber ortak noktalarda buluşabilmeleri evlilikte yaşanacak olası krizleri önlemenin en iyi yoludur.
Özellikle aşağıdaki konular üzerine mutlaka konuşmanız gereken konulardır;
– Kariyer planlarınız,
– Cinsellik,
– İnançlar ve dini ritüeller,
– Çocuk konusundaki düşünceleriniz,
– Ev içindeki işlerin dağılımı konusundaki düşünceleriniz,
– Kendi kök ailelerinize karşı evlilik sonrası devam edecek yükümlülükleri,
– Banka hesapları ve fatura paylaşımları.
Günümüzde en sık yapılan hatalardan biri ilişkide ya da karşımızdaki kişide evlilik sonrası birşeylerin değişmesini beklemektir. Öyle halk arasında söylendiği gibi evlilikte keramet yoktur. Eğer partnerinizi şuanki haliyle kabul ediyor ve değişmesini beklemiyorsanız evlilikte mutlu olma şansınız çok daha yüksek olacaktır.
Evlilik öncesi süreçte, üstesinden gelmekte zorlandığınız problemleriniz için evlilik öncesi danışmanlığı alabilirsiniz.