Bir kişinin hayatında verdiği en önemli kararlardan biridir, eş seçimi. Şüphesizki mutlu bir evliliğin en temel koşulu da doğru kişiyi eş olarak seçebilmektir. Bunun için kişinin kendisini ve karşısındaki kişiyi oldukça iyi tanıması gerekmektedir.
Evlilik düşünen kişinin önce kendisine “NEDEN EVLENMEK İSTİYORUM?” sorusunu sorması gerekir. Evlilikten beklentisi nedir?, hayatında neyin değişeceğini düşünmektedir?. Basit gibi gözükse de kişinin evlilikten beklentisi partneri ile örtüşmediğinde ileride sorun yaratabilmektedir. Örneğin Esra ve Ali’nin evliliğine bir göz atalım. Esra ailesi ile birlikte yaşayan 26 yaşında memur bir kadındır. Ailesi Esra’dan daha muhafazakar bir yapıdadır ve özellikle babası Esra’nın yapmak istediği planlarda onun hayatına bazı engeller koymaktadır. Durumdan sıkılan Esra evlenip özgür olmak ve istediğini yapmak ister. Yaklaşık iki yıldır Ali ile beraberdir. Ali 32 yaşında yalnız yaşayan biridir ve evlenmek istemektedir. Paylaşım için evliliği düşünmekte ve evlendikten sonra eşiyle daha fazla vakit geçirmek, herşeyi eşiyle beraber yapmak istemektedir. Ali ile Esra’nın evlillik beklentisine baktığımızda farklı olduğunu görmekteyiz. Ali paylaşım için evlenmek istemekte, Esra ise özgürlük istemektedir. Eğer evlilikten beklentilerini açık ve net bir şekilde konuşmaz ve ortak nokta bulmazlarsa büyük ihtimalle bu durum aralarında bir süre sonra sorun yaratacaktır. Esra kendi isteklerine göre planlar yapmak isteyecek, Ali ise engel olacak ve beraber birşeyler planlamak isteyecektir. Uzun vadede Esra, babası ile yaşadığı sorunları Ali ile de yaşamaya başlayacaktır…
Kişi neden evlenmek istediğine karar verdikten sonra aynı soruyu partnerine de yöneltebilir ve evlilikten beklentilerini, ilişkinin hedeflerini beraber değerlendirebilirler.
Beklentilerin her zaman aynı olması gerekmemektedir. Burada önemli olan; eşlerin evlilikten beklentilerini bilmeleri ve ortak noktada buluşabilmeleridir.
Doğru Eşi Seçmek
Yapılan araştırmalar;
– Doğrudan ve açık iletişim kurabilen,
– Sorumluluk alabilen,
– Stresle başa çıkabilen,
– Kendi ve başkalarının duygularını ifade edebilen,
– İnsanları oldukları gibi kabul edebilen kişilerin evlilik için doğru eşi seçebildiklerini göstermektedir.

Eş Adayınızda Dikkat Etmeniz Gerekenler
Doğru eşi seçmek için öncelikle herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekmektedir; “NEDEN BU KİŞİ İLE EVLENMEK İSTİYORUM?”. Partnerinizi kendinize eş olarak seçme nedenlerinizi daha net görebilmek için bir kağıda yazabilirsiniz. Yazdığınız nedenleri incelerken dikkat etmeniz gereken şey bunlar benim için gerçekten önemli mi?, beklentilerimiz ne kadarını karşılıyor?, partnerinizin hoşunuza gitmeyen ne gibi özellikleri var ve bunlar ilerde ne gibi sorunlara yol açabilir?. Bir ilişkiyi ve evliliği sürdüren bir çok etken vardır. Unutulmaması gereken şey aşkın asla yetmeyeceğidir.
Her bireyin kendi karakter yapısına ve beklentisine göre elbetteki eş adayında dikkat etmesi gereken noktalar farklıdır. Ancak son zamanlarda dünyada ve ülkemizde yapılan çalışmalar mutlu evliliği olan kişilerin bazı mizaç özelliklerine vurgu yapmaktadır. Bunlar;
– İnsanlara karşı sevecen olması,
– Sorumluluk alma cesareti gösterebiliyor olması,
– Bazı durumlarda sizi alttan alabiliyor olması,
– Grup içinde ortama uyum sağlayabiliyor olması,
– Uzun zamandır görüştüğü yakın arkadaşlarının olması,
– Sevdiklerini mutlu etmeye çalışıyor olması,
– Karşısındakini dinleyebilme becerisinin olması,
– Zevklerini, planlarını başkaları ile paylaşıyor olması,
– İşinde sabırlı ve sebatkar olası,
– Başkalarının farklılıklarını kabul edip onları değişmeye zorlamıyor olması şeklinde sıralanabilir.
Karşınızdaki kişinin sizin için doğru kişi olması evlilik öncesi dönemde ya da evlilikte sorun yaşamayacağınız anlamına gelmez. Çift olarak sorunlarınızı kriz haline gelmeden çözebilmenizi sağlar.

Evlilik İle İlgili Yanlış Düşünceler
Yanlış: Evlendikten sonra sorun yaşanmamalıdır.
Doğru: Her evlilikte problemler yaşanır. Önemli olan çiftlerin bu sorunları birlikte çözebilmesidir.
Yanlış: Partnerler evlilikle ilgili aynı beklentilere sahip olmalıdırlar.
Doğru: Partnerler farklı beklentilere sahip olabilirler. Önemli olan bu beklentileri hakkında açıkça konuşup, birbirlerine saygı duyabilmeli ve orta noktada buluşabilmeleridir.
Yanlış: Evlendikten sonra tüm sorunlar ortadan kalkacak.
Doğru: Hayatta karşılaşılan sorunlar ve çözümleri bireysel olarak sizinle ilişkilidir. Evlilik sorunları çözmez.
Yanlış: Partnerim ve ben birbirimizi tamamlamalıyız.
Doğru: Siz veya partneriniz eksik değilsiniz ki birlikte tam olun. Önemli olan birlikte ekip olabilmenizdir.
Yanlış: Evlilikte mutluluk ve eş seçimi tamamen şans.
Doğru: Evlilikte mutluluk ve eş seçimi şans değil sizin gayretinizle ilişkilidir.
Yanlış: Evlilik insanı olgunlaştırır.
Doğru: Evlilik insanı olgunlaştırmaz. Olgunlaşma kişinin kendi bireysel gelişimi ile ilgilidir.
Yanlış: Çocuk evliliği kurtarır.
Doğru: Çocuk hiçbir zaman evliliği kurtarma aracı değildir. Çift çaba göstermediği sürece sorunlar çözülmez.
Evlilik Öncesinde Mutlaka Konuşulması Gereken Konular
İlişkinin her aşamasında açık ve net bir iletişim önemlidir. Ancak nişanlılık evresinde bu daha da artmaktadır. Çiftlerin evlilik sonrası döneme ait beklenti, plan ve hedeflerini biliyor olması ve beraber ortak noktalarda buluşabilmeleri evlilikte yaşanacak olası krizleri önlemenin en iyi yoludur.
Özellikle aşağıdaki konular üzerine mutlaka konuşmanız gereken konulardır;
– Kariyer planlarınız,
– Cinsellik,
– İnançlar ve dini ritüeller,
– Çocuk konusundaki düşünceleriniz,
– Ev içindeki işlerin dağılımı konusundaki düşünceleriniz,
– Kendi kök ailelerinize karşı evlilik sonrası devam edecek yükümlülükleri,
– Banka hesapları ve fatura paylaşımları.
Günümüzde en sık yapılan hatalardan biri ilişkide ya da karşımızdaki kişide evlilik sonrası birşeylerin değişmesini beklemektir. Öyle halk arasında söylendiği gibi evlilikte keramet yoktur. Eğer partnerinizi şuanki haliyle kabul ediyor ve değişmesini beklemiyorsanız evlilikte mutlu olma şansınız çok daha yüksek olacaktır.
Evlilik öncesi süreçte, üstesinden gelmekte zorlandığınız problemleriniz için evlilik öncesi danışmanlığı alabilirsiniz.

8. sınıfı bitirecek öğrencilerin hangi liseye gideceğini belirleyen TEOG sınavının ikinci dönem oturumlarına az bir süre kaldı. Öğrencilerinde ailelerinin de heyecan ve kaygıları artmaya başladı. Bu dönemde heyecan ve kaygıyı birbirinden ayırmak kaygıları kontrol edebilmek TEOG başarısını arttırmanın önemli bir yoludur. Belirli bir seviyede kaygı sınav başarısı için olmalıdır ancak dozunu aştığında performansı olumsuz etkilediği de unutulmamalıdır.
Kaygı her sağlıklı insanda olması gereken bir duygudur. Motivasyon ve çalışma hevesi için kaygı gereklidir. Ancak kaygı düzeyinin artması dikkati ve konsantrasyonu etkiler. Çok kaygılı öğrenciler odaklanamadıkları için bildiği soruları yapamayabilir, süreyi etkili değerlendiremeyebilir ve karın ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel sorunlar yaşayabilir. Kaygılarınızı kontrol etmek ve sınavda daha başarılı olmak için aşağıdaki sihirli önerileri uygulayabilirsiniz…
Sınava Girecek Öğrenciler Kaygılarını Nasıl Kontrol Edebilir ?
– Kaygının nedenini bilmemiz onu kontrol etmemizi kolaylaştırır. Bu sebeple duygu ve düşüncelerinize odaklanarak öncelikle sizi kaygılandıran şeyler neler bir keşif yapabilirsiniz. Sınav öncesi öğrencilerin kaygılarını arttıran faktörler genellikle;
• Sınav sonucunuza göre etrafınızdaki insanların sizi nasıl değerlendireceği, eleştireceği ile ilgili kaygılar.
“ sınavda istediğim sonucu alamazsam annem va babam hayal kırıklığına uğrar.”
• Kendinizi değerlendirme şekliniz ile ilgili kaygılar.
“ Sınavda başarılı olamazsam, akıllı olmadığımı düşünürüm.”
• Gelecekle ilgili kaygılar.
“Geleceğim sınavdaki başarıma bağlıdır. İyi bir liseyi kazanamazsam iyi bir üniversiteye gidemem.”
• Yeterince hazırlanamamakla ilgili endişeler.
“ Sınava tam olarak hazırlandığımı düşünmüyorum. Bu yüzden sınavım kötü geçecek.”
• Bedensel tepkilerle ilgili keygılar.
“ Sınavda kaslarım kasılır ve kalemi tutmakta zorlanırım.”
• Zihinsel tepkilerle ilgili kaygılar.
“ Önemli sınavlarda beynim durur öylece kalırım.”

– Kaygınızın kaynağını belirledikten sonrasında aklınızdaki olumsuz düşünceleri olumluya çevirmeye geyret edin. Gelin bir örnek üzerinden nasıl yapıldığına bakalım:
Olumsuz Cümle: Sınavda başarısız olacağım ve herkes benim aptal olduğumu düşünecek.
Olumlu Cümle: Başarısız olmak ya da olmamak benim elimde. Elimden geleni yaparsam başarabilirim. Ayrıca başarısız olsam bile bu benim aptal olduğumu göstermez.

Olumsuz Cümle: Sınav yaklaşıyor ve konuları yetiştiremeyeceğim.
Olumlu Cümle: Zaman benim düşmenım değil. Zamanı iyi bir şekilde kullanabilirsem yeterince konu çalışabilirim. Zamanı yararıma kullnamak benim elimde.

Olumsuz Cümle: Bu sınavdan istediğim puanı alamazsam herşey mahvolur.
Olumlu Cümle: Bu sınavdan istediğim sonucu alamamak dünyanın sonu değil. Bunu hayatımın son şansı gibi görmekten vazgeçmeliyim.

– Kaygının bulaşıcı bir duygu olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle sınava az bir zaman kala çok stresli arkadaşlarınızla daha az zaman geçirmeye çalışabilirsiniz. Ayrıca sınav hakkında konuşmak istemiyorsanız sınavın konuşulduğu yerlerde bulunmamayı tercih edebilirsiniz.
– Bilgilerinizi arkadaşlarınızla yarıştırmamaya özen göstermelisiniz. Bu gibi durumlarda öğrenciler kendi streslerini atmak için en son çalıştıkları konuları ve bilgilerini ispat etmek için arkadaşlarına soru sorarlar. Bu sizin moralinizi bozmasın. Arkadaşınızın sorduğu bir soruyu bilememeniz yeteri kadar hazırlanmadığınız anlamına gelmez.
– Beslenme düzeninize dikkat etmeli ve günde üç öğün mutlaka beslenmelisiniz. Ayrıca etrafınızdaki kişilerin dikkat ve konsantrasyon arttırıcı diye önerdiği gıda, ilaç ve bitki çaylarını kesinlikle denemeyiniz.
– Çok erken ve çok geç yatmaktan kaçınınız. Uyku düzeniniz nasıl ise aynen devam ettirin. Uyku tutmadığında uyumak için değil dinlenmek için yattığınızı düşünün ve gece 11:30 dan sonra saate bakmayın.
– Sınavdan 1-2 gün önce çalışmayı bırakmak önerilebilir. Ancak endişeli olan bazı adaylar çalışırken rahatladıklarını düşünebilir. Bu sebeple eğer çalışmak rahatlatacaksa son geceye kadar çalışabilirsiniz. Ancak yeni konu öğrenmeye çalışmadan tekrar yapmanız daha verimli olacaktır.
– Dışarıda zaman geçirmeye dikkat edin. Bol bol güneşe çıkmaya ve hareket etmeye özen gösterin. Stresle baş etmek için fiziksel egzersiz çok önemlidir. 10-15 dakika kendinizi zorlamadan egzersizler yaptığınızda rahatladığınızı sizde fark edeceksiniz.
Kaygılıyken Nasıl Rahatlayabilirsiniz ?
Aşağıdaki gevşeme egzersizini korktuğunuzda ya da çok öfkeli olduğunuzda da uygulayabilirsiniz.
Yönerge: Öncelikle burnunuzdan derin nefes alın ve ağzınızdan yavaşça verin. Bunu yapmaya devam ederken aklınıza çok mutlu olduğunuz bir yeri getirin. Gözünüzün önüne gelen görüntünün neresi olduğunu, nasıl seslerin olduğunu, nasıl kokuları duygduğunuzu, sıcaklığın nasıl olduğunu hayal etmeye çalışın. Bu egzersizi rahatlayıncaya kadar tekrar edebilirsiniz.
Yönerge 2: Nefes egzersizi sırasında kaslarınızı sıkıp bırakabilirsiniz. Örneğin, burnunuzdan derin nefes alırken ellerinizi sıkabildiğiniz kadar sıkıp nefes verirken yavaşça ellerinizi bırakabilirsiniz. Ellerden sonra boyun kaslarınızı sıkıp bırakabilirsiniz. Tıpki bir kaplumbağanın kafasını kabuğuna sokması gibi omuzlarınızı iyice sıkıp nefesinizi verirken yavaşça bırakabilirsiniz. En son olarak da ayak kaslarınızı nefes alırken sıkıp nefes verirken yavaşça bırakabilirsiniz.
Anne Babalara Öneriler
– Çocuğunuza sınavda yapabileceğini hissettirin.
– Sizinle konuşmak isterse duyguları hakkında konuşmasına müsaade edin ve anlamaya çalışın. Eğer çocuğunuz sınav hakkında konuşmak istemiyorsa siz zorla konuyu açmayın.
– Arkadaşları ile kıyaslamayın.
– Sınavdan alacağı puana ve girebileceği liseye değil çözdüğü sorulara odaklanın.
– Sınava kadar ders çalışması konusunda baskı yapmayın.
– Beklentilerini gözden geçirin, çocuğunuzun kontrolünde olmayan beklentilerinizden vazgeçin.
– Uyku ve beslenme düzeni konusunda baskı yapmayın. Yönlendirin ama inatlaşmayın.
– Kendi kaygınızın çocuğunuza yansıdığını unutmayın. Çok bunaldıysanız temizlik, alışveriş, yürüyüş gibi kafanızı dağıtacak şeyler yapın.
– Çocuğunuzun sınavı nasıl geçerse geçsin sınavın sonrasında beraber keyif alabileceğiniz bir etkinlik planlayabilirsiniz.

TEOG Sınavında tüm öğrecilere başarılar dileriz.

Mar 09

YGS ÖNCESİ ALTIN ÖNERİLER

by eiza ajans in Makaleler 0 comments 1437

Yoğun bir maratonun ardından ilk değerlendirme olan YGS’ye sayılı günler kaldı. Sınav günü yaklaştıkça öğrencilerin ve ailelerinin de endişeleri artmaktadır. ‘Ya olmazsa..’ ile başlayan cümleler bu dönemde çok sık kullanılır. Özellikle son günlerde bir çok öğrenci artık yorulmuş olmasının da verdiği stresle, eksiğinin çok fazla olduğunu düşünebilir, şimdiye kadar bir şey yapmadığını düşünüp panik yaşayabilir, yaptığı doğruları görmezden gelerek yanlış yapılan soruları gözünde büyütebilir. Unutulmaması gereken bir şey var ki oda öğrencinin morali ve psikolojisi nasılsa sınavı da benzer olacaktır. Sınav öncesi rahatlayabilmenizi ve moralinizi yüksek tutmanızı kolaylaştıracak küçük tüyolar oldukça faydalı olacaktır.
ÖĞRENCİLER İÇİN ÖNERİLER
Sınav yaklaşırken neler yapabiliriz?

• Son anda yeni konu çalışmayın
• Sınavdan önce yeterinde dinlenmeye özen gösterin. Uykusuz kalmamaya dikkat edin. Uyku tutmadığında uyumak için değil dinlenmek için yattığınızı düşünün ve gece 11:30 dan sonra saate bakmayın
• Beslenmenize dikkat edin. Şekerli yiyecekler, karbonhidrat, çay, alkol ve sigaranın kaygıyı arttırıcı etkisi vardır. Bu nedenle sebze, meyve ve protein bakımından zengin besinler tüketin.
• Sınavdan 1-2 gün önce çalışmayı bırakmak önerilebilir. Ancak endişeli olan bazı adaylar çalışırken rahatladıklarını düşünebilir. Bu sebeple eğer çalışmak rahatlatacaksa son geceye kadar çalışabilirsiniz. Ancak yeni konu öğrenmeye çalışmadan tekrar yapmanız daha verimli olacaktır.
• Sınav öncesi günlük programınızı bozmayın, gergün yaptığınız düzen ve sırada işlerinizi tamamlayın.
• Sınavdan sonra kontrol yapmadan ve sınav hakkında değerlendirme yapmadan önce kendinizi ödüllendirin.

Sınav Sırasında;

• Soru bölümünü çok iyi okuyun
• Her zaman, hiçbiri, nadiren, genellikle gibi kelimelerin altını çizin
• Her seçeneği dikkatlice okuyup yanlış olanların üstünü çizin
• Doğru seçeneği tekrar kontrol edin
• Bir soruyu ikinci denemede de çözemediyseniz daha fazla savaşmayın. Geri dönmek istediğiniz soruya mutlaka işaret koyun ve ilerleyin.
• Cevaptan emin değilseniz daha sonra dönmek için işaret koyun
• Saati kontrol ederek ilerleyin ve her saat başı bir iki dakika kendinize dinlenmek için zaman verin. Nefes egzersizini uygulayabilirsiniz.

ANNE BABALARA ÖNERİLER

• Sınav öncesinde eğer çocuğunuz sınav hakkında konuşmuyorsa sizde konuşmamaya özellikle konuyu açmamaya özen gösterin.
• Eğer çocuğunuz sizinle sınav hakkında konuşuyorsa dinleyin, duygularını açıklaması için konuşmaya cesaretlendirin.
• Sınav günü okula bıraktığınızda korku ve kaygılarınızı çocuğunuza yansıtmayın (ağlamak, endişeli olmak, sürekli dua etmek vb.).
• Sınavı kazanamamanın olmanın dünyanın sonu olmadığını görün, çocuğunuza gösterin.
• Sınava kadar ders çalışmaları konusunda baskı yapmayın.
• Duygularını anlamaya çalışın, destek olun.
• Kimseyle kıyaslamayın.
• Çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi tekrar gözden geçirin, çocuğunuzun kontrolünde olmayan beklentilerinizden vazgeçin.
• Eğer çok bunaldıysanız temizlik, alışveriş, yürüyüş gibi kafanızı dağıtacak şeyler yapın.

YGS sonrası çalışma temposuna geri dönmek için araya bir iki gün zaman koymak ve bu zamanda keyif veren etkinlikler planlamak oldukça faydalı olacaktır.
Sınav bireyin bir konudaki bilgi düzeyini ölçmeye yarayan değerlendirme aracıdır. Sınava gereğinden fazla anlamlar yüklememeye çalışın. Kişinin sınavdan istediği sonucu alamaması dünyanın sonu değildir. Unutulmamalıdır ki, geleceği şekillendiren tek şey sınav değildir.
İSMER tüm öğrencilere şimdiden başarılar diler…

Ülkemizde son zamanlarda sıklıkla yaşanan terör olayları çocuk, genç ve yaşlı ayırt etmeksizin bir çok vatandaş için korku yarattığı gibi travmatik bir etkiye de neden olmaktadır. Bir çok kişi günlük hayatlarında nasıl davranmaları gerektiğini bilememekte, nasıl güvenlik önlemi alacağı konusunda kararsız kalmakta ve en önemlisi çocuklarına nasıl açıklayacaklarını bilememektedirler. Yaşanan olaylara farklı açılardan bakabilmeyi sağlamak ve destek arayanlara yardımcı olabilmek adına bu konuyla ilgili bir yazı hazırlamanın faydalı olacağını düşünüyoruz.
Terörün travmatik etkilerine bakmadan önce terörün ve amacının ne olduğunu iyi kavramak gerekmektedir. Terör, fransızca bir kelime olup korkudan titreme anlamına gelmektedir. Günümüzde terör kavramını toplumda endişe, korku, huzursuzluk, güvensizlik ve karmaşa yaratan fiziksel ve psikolojik şiddet içeren her türlü eylem olarak kullanmaktayız. Tanımdandan anlaşılacağı gibi terör sadece eylem sonucu zarar görmiş kişiyi etkilemez. Onu yaşayanların haricinde tanıklık eden kişileri de bir o kadar etkilemektedir.
Terör küreselleşmenin de etkisiyle bir bölgenin ya da bir ülkenin karşılaştığı bir sorun olmaktan çıkmış tüm dünyanın karşı karşıya kaldığı hemen her ülkenin belli ölçüde karşı karşıya kaldığı bir problem haline gelmiştir. Nedeni tam olarak şudur demek mümkün olmasa da en temelinde terör örgütlerinin sahip oldukları siyasi veya ekonomik kaynakları arttırmak istemesi yatmaktadır. Bunu kaynağı sağlamak için neden bu kişilerin şiddete başvurduğunu söyleyemesek de; terör saldırılarının en yüksek psikolojik etkiye neden olabilen bir savaş biçimi olduğunu bilmekteyiz.
Terör saldırıları güvensizlik ve belirsizlik ortamı yaratmaktadır. Bu ortamdaki kişilerin geleceğe yönelik endişeleri artarken, belirsizlik de buna ek olarak kontrolsüzlük duygusu yaratır. Bu etkiler uzun vadede depresyon ve anksiyete dediğimiz kaygı bozukluklarına zemin hazırlamaktadır. Genel olarak, terör saldırıları kişinin güvende olma duygusunu zedeler ve kişide çaresizlik, yalnızlık ve tehlikeli bir dünyada her an zarar görebileceği hissi uyandırır ve onları tehlikelere açık hale getirir.
Bir terör eylemine maruz kalmış ya da tanık olmuş tüm kişiler aynı tepkileri vermezler elbette. Bu tepkiler kişilerin algılayş biçimlerine göre değişiklik göstermektedir. Aynı olumsuz deneyimleri yaşamış bireylerin bazıları için bu travma yaratabilirken, bazıları için yaratmayabilir. Bu nedenle yaşanan bir olayın travmatik olup olmadığını ortaya çıkarmaktan ziyade bu olayın kişiyi duygusal anlamda nasıl etkilediğine bakmak gerekmektedir.
Travmatik Yaşantı Sonrası Ortaya Çıkan Belirtiler
1) Yaşanan olayın zihinde tekrar tekrar canlanması
Terör saldırısı sonrasında olaya maruz kalan veya tanık olan kişilerin olay ve olaya ilişkin detaylar tekrar tekrar gözlerinin önüne gelir, yine bu kişiler gün içinde durduramadığı bir şekilde olayla ilgili düşüncelerin aklına geldiğini ifade edebilirler, olay ile ilgili kabuslar görebilirler.
2)Kaçınma
Kaçınma, travmatik yaşantı sonrasında hem davranışsal hem de zihinsel olarak ortaya çıkmaktadır. Eğer yaşanan olayla bağlantılı olan yerlerden ve kişilerden uzak duruyorsanız bu davranışsal kaçınma davranışıdır. Zihinsel kaçınma ise olay ilgili konuşmama, anılardan kaçınma, olay ile ilgili önmeli bir parçayı hatırlayamama, duygunuzu göstermekte zorlanma şeklinde ortaya çıkmaktadır.
3) Fiziksel belirtiler
Fiziksel belirtilar aslında bedenimizin verdiği tepkilerdir. Olay hatırlandığında çarpıntı, terleme, nefes alamama, ellerde titreme gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Bununla beraber uyumakta zorlanmak, konsantre olamamak, tedirgin ve her an tetikte olmak, çabuk sinirlenmek, ufak seslerden irkilmek şeklinde de görülebilmektedir.
Kişinin kendi hayatını ve diğerlerinin hayatını tehdit eden bir olay yaşaması sonrasında aslında bu tepkileri vermesi normaldir. Çünkü kişi beklenmedik anormal bir duruma maruz kalmıştır. Bu belirtilerin zamanla azalması ve hayatın normal haline dönmesi beklenir. Çoğu kişi travmatik yaşantıdan sonra zamanla kendiliğinden iyileşir. Ama bazı kişiler travmatik olaydan sonra aylar, hatta yıllar geçse bile iyileşmeyebilir, travmadan dolayı aşırı stres veya kaygı yaşamaya devam ederler. Bu sebeple bu belirtiler 1 aya kadar normal karşılanır. Ancak dört haftadan uzun sürüyor ise bir uzmana danışmanız sizin için faydalı olacaktır.
Nelere Dikkat Etmeli ?
– Kişinin günlük rutinini bozmadan hayatına devam etmesi en önemli adımdır. Eski düzenin devamı kişiye işlerin yolunda gittiğini gösterir. Bu nedenle günlük uyku, beslenme, çalışma ya da spor gibi alışkanlıklarınızı aynen devam ettirin.
– Önceden planlanan işlerinizi yaşanan olay sonrasında iptal etmeyin. Arkadaşlarınızla, ailenizle ya da işinizle ilgili yapmayı düşündüğünüz etkinlikleri mutlaka tamamlayın.
– Kendinizi eve kapatmayın. İçe kapanık olmayan ve sosyal çevresi geniş olan kişiler travmadan daha az etkileniyorlar.
– Ortaya çıkan endişe, korku, hayal kırıklığı gibi duygularınızı konuşmaktan kaçmayın.
– Özellikle stres düzeyiniz arttığında rahatlamak için alkol kullanmayın. Uyumak, dışarıya çıkmak, işinize odaklanmak gibi yapmanız gereken işler için alkol, ilaç, ya da başka rahatlatıcı bir madde kullanmayın.
Haberler İzlenmemeli mi? Terör saldırıları sonrası en çok sorulan sorulardan biridir. Haberlerde ve gazetelerde birçok uzman izlenmemesi yönünde uyarılarda da bulunmaktadır. Ancak burada anlatılmak istenen olaylardan uzak kalmak ve yokmuş gibi davranmak değil seçici olmaktır. Konu ile ilgili gelişme ve haberler takip edilebilirsiniz ancak olaya ilişkin rahatsız edici görüntü ve yorumlardan uzak kalmaya çalışmak gerekir.

Çocuklara Nasıl Anlatmalıyız?
Son zamanlarda arka arkaya yaşanan ve ülke genelinde kaygı yaratan terör eylemleri biz yetişkinler kadar çocukları da etkilemektedir. Çocukların neyi ne kadar bilmeleri ve bilgiye nereden erişmeleri gerektiği de aileler için elbette ki önemli bir nokta. Öncelikle çocukların bu patlamalar hakkındaki bilgilere mümkün olduğu kadar haberler gazeteler gibi kaynaklardan erişmesine engel olmaya çalışmakta fayda var. Çünkü çocukların bu kaynaklardan yaşına uygun olmayacak bir dilde ifadelerle öğrenmesi daha çok kafalarını karıştırabilir bununla beraber yayınlanan görseller de çocuklar için travmatik olabilir ve endişe, korku, huzursuzluk gibi duygulara sebep olabilir.
Çocuklar Üzerindeki Etkileri Nelerdir
• Artan korkular,
• Yalnız yatmak istememe,
• Uyku bozuklukları ,( kabus görme, uykusuzluk vb.)
• Yeme bozuklukları,
• Huzursuzluk,
• Anne babadan ayrılma ile ilgili artan kaygılar,
• Nedensiz ağlamalar şeklinde sıralanabilir.
Okul öncesi dönem çocukları yaşanan patlama, ölüm gibi olayları tam olarak algılayamadıkları için onları etkileyen şey ebeveynlerinin ruh hali olacaktır. Anne babasını daha huzursuz ya da endişeli gören, günlük rutini bozulan çocuk da ne olduğunu bilmese de işlerin yolunda gitmediğini ve ciddi bir sorun olduğunu anlayacaktır. Bu sebeple bu yaş döneminde ebeveynlerin davranış ve söylemleri çocuklar için önemli olacaktır. Daha büyük çocuklar için bilginin tek kaynağı anne baba olmadığından süreç biraz daha farklı seyredebilir. Okulda televizyonda ya da sokakta insanların konuşmalarına şahit olabilirler ve özellikle ilkokul döneminde ölüm kavramının da algılanabilir olması çocuklar için ciddi endişeler yaratabilir. Kaynağı kim olursa olsun bir çocuk, onu korkutan ve endişelendiren bir olayı en yakını yani anne babasıyla paylaşacaktır. Bu sebeple bu yaş dönemi çocuklara terör eylemlerini anlatmak ve sorularını yaşlarına uygun bilgilerle dürüstçe açıklamak gerekir.
Ailelere Öneriler
• Çocukların endişelerini anlatmasına uygun ortamlar yaratın ve onları dinleyin. Konuyu kapatmak ya da konuşmaları geçiştirmek çocukların daha çok huzursuzluk yaşamasına sebep olacaktır.
• Sorduğu her soruya açık, net ve anlayabileceği düzeyde cevaplar verin. Çok detaylı cevaplar çocukların kafasını daha çok karıştıracağından verilen bilgi dozunda olmalıdır. “Bir patlama oldu ve patlamadan bazı insanlar zarar gördü. Ölen insanlar da oldu.” Şeklinde bir açıklama yeterli olacaktır.
• Yapılan açıklamanın ardından mutlaka önlemek adına çalışmaların yapıldığını belirtin. “Bizim ve diğer insanların güvenliği için her şey yapılıyor ve bizde zarar görmememiz için önlemler alıyoruz.” Demek çocuğun rahatlamasına yardımcı olacaktır.
• Yaşanan olaylardan dolayı hissettiğiniz duygularınızı siz de paylaşabilirsiniz. Üzüntü endişe gibi duyguları sizinde yaşadığınızı görmek çocuk içinde bu duyguların doğal olduğunu anlamasını sağlayacaktır.
• Çocuklar olayları anlamakta ve algılamakta zorlanabilirler ve bu yaşananları kafalarında bir yere oturtuncaya kadar sorularını tekrarlayabilirler. Bu sebeple olayları sıkılmadan sakince ve aynı ifadelerle anlatmaya çalışın.
• Çocukların etkilenmemesi için olayları önemsememek, yaşananlar hakkında konuşmamak çocuğunuz için faydalı olmayacaktır. Konuşmalarında ve oyunlarında bu olayları ön planda tuttuklarında onlara müsaade edin.
• Yaşanan olaylar ya da çocuğunuzun korkularından dolayı günlük programınızı bozmayın. Özellikle çocukların düzenini sürdürmeye gayret edin.
• Televizyon internet gibi ortamlardan çocuğunuzun patlamalarla ilgili görüntü ve videolara erişmesini engelleyeme çalışın.
Tüm bunlara rağmen çocuğunuzda korku ve endişeler devam ediyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alın.


Çocuklar İçin Doğru İnternet Kullanımı

Çağımızda kullanımı git gide artan ve çoğu zamanda gereklilik olan internet, çocuklarında hayatına girmektedir. Anne ve babalar ise bu durumdan endişeli. Çünkü çocuklarının direkt ya da dolaylı olarak zarar görmesinden korkuyorlar. Son zamanlarda da anne ve babalar uzmanlara en çok internet kullanımı ile ilgili sorular soruyorlar. İnternet ve bilgisayar oyunlarna izin verelim mi?, yasaklayalım mı?, internet bağlantısını iptal mi ettirelim? gibi birçok cevapsız sorunun içinden, en yararlı yolun hangisinin olacağını bulmaya çalışıyorlar.
Türkiye’de ve dünyada yapılan araştırmalar bilgisayar oyunlarının ve internetin giderek kötüye kullanıldığını, uygun olmayan içeriklerin, çocuk ve gençlerin hayatlarına kötü yönde etki ettiğini göstermektedir. Bu durumda birçok çocuk ve genç bu tehlikenin içinde hayatlarına devam etmektedir.

İNTERNETİN FAZLA VE UYGUN OLMAYAN ŞEKİLDE KULLANILMASININ NE GİBİ ZARARLARI OLABİLİR?
– Aile ilişkilerinin zayıflaması,
– Arkadaşlık ilişkilerinin zarar görmesi,
– Diğer sosyal becerilerin olumsuz etkilenmesi ve gelişememesi,
– Sanal bir dünyada bulunmanın çocuğu gerçeklikten koparması,
– Ekranda düzenli renkli görsellere maruz kalmanın, dikkat ve konsantrasyon becerilerine olumsuz etkisi,
– Artan İnternet bağımlılığı riski,
– İçe kapanma,
– Göz bozukluğu,
– Duruş Bozukluğu (Eğiklik vb.)
– İstismara uğrama riski gibi durumlar en yaygın görülen zararlardır.
Birçok ebeveyn bunların çok uç noktalardaki zararlar olabileceğini düşünebilir ya da benim başıma gelmez diyebilir. Ancak bu zararlara maruz kalan çocuk ve gençlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Bazen ebeveynler de, yoğun geçen gün sonunda kendi tahammül düzeylerinin düşmesi üzerine çocuğu internete yönlendirebiliyor ya da çocuk zor bir çocuksa olası krizi önlemek adına internette uzun süre kalmasına müsaade edebiliyorlar. Ayrıca çoğu ebeveyn de, internet ve bilgisayar oyunlarının nasıl zarar vereceğini bilemeyebiliyor. Bu ve buna benzeyen daha birçok sebeple çocuklar uzun saatler bilgisayar yada telefon başında durabiliyor.

İNTERNET ÇOCUKLARA HANGİ YOLLARLA ZARAR VERİR
– Erotik içerikli siteler ya da siteye yönlendirilirken çıkan erotik içerikli reklam görselleri,
– Yetişkinlere yönelik sohbet programları,
– Şiddet içeren videolar,
– Çeşitli oyunlar,
– Yanlış veya eksik bilgiye maruz kalmak sıklıkla çocukların zarar gördüğü alanlardır.

Ebeveynler çocuklarının zarar görmemesi adına çeşitli yöntemler denemektedirler. Bu yöntem sıklıkla interneti tamamen yasaklamak olabiliyor. Özellikle 3 yaş ve sonrası dönemde evde interneti yasaklamak çocuğun internetle dışarda tanışmasına sebep olmaktadır. Böyle bir durum, çocukta daha fazla merak uyandırmakta, kullanımı dışarda olduğundan ebeveynin kontrol etmesi de zorlaştırmaktadır. Bu sebeple çocuğun internet ve bilgisayar oyunu kullanımını yasaklamak yerine sınırlandırmak ve doğru kullanması konusunda bilgilendirmek en uygun yaklaşım olacaktır. İnterneti doğru kullanmak; çocuğun yaşına ve gelişimine uygun sitelere girmesi, uyku, beslenme, ders çalışma düzenini bozacak saatlerde ve sürelerde kullanmamak, bilgi edinme ve bazen yaşına uygun eğlence amaçlı kullanmak, ebeveynin onay verdiği site ve oyunlara girmek şeklinde tanımlanabilir.

AİLELER NELER YAPABİLİR ?
– Anne ve baba internet doğru kullanımı konusunda rol model olabilir,
– Anne ve baba İnternet kullanımı ve süresini kontrol edebilir,
– Ev içinde çocuğun ilgisini çekecek aynı zamanda gelişimini destekleyen etkinliklere ailece katılabilirler,
– Evde çocuğun ilgisini çekecek ve gelişimini destekleyecek oyun ve malzemeler bulundurabilirler,
– İnternet ve bilgisayar oyunu için zaman belirlenirken çocuğun da fikrini ve önerilerini alabilirler,
– Çocuğun internette kiminle, nasıl vakit geçirdiğini dolaylı olarak kontrol edebilirler,
– İnternet için çocuk koruma programlarını kullanabilirler,
– İnternette girilmesine müsade edilen güvenli sitelerin listesini oluşturabilirler,
– İnternetin eğlence dışında araştırma yapmak ve yeni bilgiler öğrenmek için de kullanıldığını öğretebilirler,
– Kendine özel isim, adres, telefon numarası gibi bilgileri yabancılarla paylaşmaması, yabancıların rahatsız etmesi durumunda cevap vermemesi ve ebeveynine söylemesi gerektiği konusunda bilgilendirebilirler.

Ailelerin merak ettiği bir diğer konu ise çocuklarının yaş ve gelişim düzeyine göre müsaade edilebilir internet kullanım saatleridir. Bu konuyla ilgili de keskin ve net ayrımlar bulunmamakla beraber ortalama yaş dönemileri için, Dünya Sağlık Örgütü; ocukların 3 yaşına kadar mümkünse bilgisayar ve internetle tanıştırılmamasını, 3 yaş dönemi ve sonrasında ebeveyn gözetiminde günde en fazla 40 dakika internet ve bilgisayar kullanmasını, ilkokul döneminde yaşıyla paralel artabilmekle beraber ergenlik döneminde günde en fazla 2 saat internet ve bilgisayar kullanmasını önermektedir. Bu değerler çocuk ve gençlerin cinsiyetine göre değişim göstermemektedir.
Okul öncesi ve okulun ilk yıllarında çocukların bir yetişkin gözetiminde internet kullanmasına dikkat edilmelidir. Uygun olmayan bir içerik ile ilgili müdahale edebilmek, konuşmak, sorusu varsa o anda yetişkinin açıklaması yanlış ve eksik bilgiye maruz kalmaması konusunda yardımcı olacaktır.
Çocuğa sınırlı saatli müsaade edilecek bir plan oluşturulurken bu izin saatinin çocuğun yapması gereken işlerinden sonrasına denk gelecek şekilde ayarlanması önemlidir. Örneğin yemek saatinden önce ya da ders çalışmadan önce internet ya da bilgisayar saati ayarlamak, yemeğe ya da derse gecikmesine sebep olacak ve süre sınırını aşmak için eğilim yaratacaktır. Çocuğunuzu bilgisayar, televizyon, telefon ve tabletten uzak tutmak istiyorsanız onlara mutlaka alternatif sunmalısınız. Evde büyük bir zamanını baba, televizyon karşısında, anne de elinde telefonla geçiriyorsa çocuğu bu aletlerden uzaklaştıramazsınız.
İnternet kullanımı ile ilgili net, anlaşılır ve basit kuralların olması çocuğada ebeveyne de kendini güvende hissettirir. Özellikle ebeveynin uygun görmediği oyunlarda çocuğa bu durum, net bir şekilde ifade edilebilir. Örneğin; savaş oyunu oynadığında anne ya da babası “ bu oyunda insanlar birbirine vuruyor. Biz birbirimize vurmayız ve bunu doğru bulmuyoruz.” şeklinde ifade edebilir. İzin vermek istemediği bir site ya da oyun içinde aynı şekilde; “ ……………. nedeniyle bu oyunu oynamak senin için tehlikeli olabilir, bu nedenle izin veremem.” gibi ifadelerle çocuğa açıklanabilir.
Ebeveynlerin internet kullanımını kısıtlama ve kontrol etmekte zorlandığı durumlarda uzmandan destek almaları sorunu çözmeleri konusunda yardımcı olacaktır.

Çiftler çocuk sahibi olmaya nasıl karar vermelidir? Gebelik öncesinde ve sonrasında bilinmesi gerekenler nelerdir? Çocuk sahibi olma konusunda eşlerin ortak bir karar alması gerektiğini söyleyen Psikolog Pınar Ersöz Tezer, bebekten önce ve sonra dikkat edilmesi gereken noktaları paylaştı. Tezer, gebelik konusunda yaşanan endişelere de değindi. BEBEKTEN ÖNCE… Artık kendinizi anne olmaya hazır hissediyorsunuz. Peki, hamilelikten önce dikkat etmeniz gereken faktörler olduğunu biliyor musunuz? Gebelik döneminde olduğu gibi öncesinde de anne ve bebek sağlığı açısından bilmeniz gereken noktalar var. Hamilelikte birçok fiziksel değişiklikler yaşanır. Bu dönemde tat ve koku alma duyuları farklı çalışır. Aynı zamanda kandaki gebelik hormonu da artar ve bulantılar meydana gelebilir. Fakat bedensel değişimler kadar duygusal dalgalanmalar da göz ardı edilemez. ”Gebeliğe hazır mıyım?” “Nasıl bir anne olacağım?” soruları ise her anne olmayı düşünen gebe adayı için kaygı kaynağıdır. Oysa yaşanan değişimler kişiden kişiye değişiklik gösterir, hatta tamamen faklı bir duygu durumu içinde olunabilir. Bazı kadınlar mutlu, enerjik, gebelik öncesindeki yaşamlarından hiç ödün vermeden gebeliği yaşarken, bazıları ise kronik bir yorgunluk hisseder. Bu sürecin nasıl geçeceği ise aslında kişinin gebeliğe hazır olup olmaması ile bağlantılı olan bir durumdur.

GEBELİĞE HAZIRLANMAK NE ANLAMA GELİR? KORKU VE ENDİŞELERİNİ FARK ETMEK: Anneliği düşünen kadında korku ve endişe söz konusu olabilir. Öncelikle kadının korku ve endişelerini iyi tanıması gerekir. Bu korku duygularının gebelik sürecinden mi, doğum sahnesinden mi yoksa çocuğuna iyi bir gelecek sağlayabileceğine olan endişesinden mi meydana geldiği belirlenmelidir. Tespit edilen sebebin çözüme ulaşması daha kolaydır. Evlilik ile ilgili endişeler varsa, bebek evliliği kurtarmaz, aksine daha da zor bir hale getirebilir, bu nedenle bebeğe karar vermeden önce mutlaka bir çift terapisi alınmalıdır. Korkular, doğum ya da gebelik süreci ile ilgiliyse kadın doğum uzmanı ve bir psikoloğun da desteği ile çözüm çok kolay olabilir. EŞLERİN ORTAK KARAR ALMALARI: Gebeliğe hazırlanmak için eşlerin ortaklaşa karar vermeleri şarttır. Çiftin, hayatında önemli değişiklikler olacağını kabul etmeleri gerekir; hayatlarının, iş, kariyer, ekonomik yapı, soysal ilişkileri gibi alanlarda oluşacak değişikliklerin farkında oluşları ve bunlarla ilgili gerçekçi bir değerlendirme yapmaları doğru karar almalarını sağlar. Fakat bu karar kesinlikle ortak alınmalıdır. Çift çocuk yapma nedenlerini karşılıklı olarak bilmelidir. Amaç sadece bir çocuk sahibi olmayı isteme olmalıdır. Bazı durumlarda ilişkiye yenilik getireceği, yolunda gitmeyen ilişkiyi düzelteceği düşüncesi ile çocuk sahibi olmak istenmektedir. Bu durum çifte maddi ve manevi yük oluşturacağından bu yaklaşım kesinlikle yanlış olarak değerlendirilmektedir. Eşlerden birinin kararla ilgili tereddütleri varsa, bu karar iyice konuşulup tartışılmalıdır. Eğer çözüme ulaşılmıyorsa çiftin bu kararı bir profesyonel (psikolog, aile terapisti vb.) ile değerlendirmesinde fayda vardır. PSİKOLOJİK OLARAK BEBEĞE HAZIR OLUŞ: Çocuğun yıllar içerisindeki ruh sağlığının ve psiko-sosyal gelişiminin üzerinde, aile ortamının yoğun etkisi tartışılmaz bir gerçektir. Bu nedenle doğacak bebek için eşlerin psikolojik olarak hazır olmaları önem arz eder. Çocuğun seçme şansı olmadığı anne babası ve mecburen katılmak zorunda olduğu, hayatının ilk evrelerini geçireceği bu aile ortamı onun geleceğinin belirlenmesinde en büyük adımdır. Eşler yeni gelecek aile bireyine karşı daha doğmadan sevgi dolu beklentiler içerisinde olmalıdırlar. Yani hamilelik planlanan, istenilen ve beklenilen bir durum olmalıdır. Yeni bebek onlara anne veya baba olma duygusunu hissettirecek ve anne babalar bu durumdan büyük bir keyif alacaklardır. BABA ADAYININ GEBELİĞE HAZIR OLUŞU: Gebeliğe sadece anne adayının değil, baba adayının da hazır olması gerekir. Gebelik süresince eşinde oluşacak fiziksel ve ruhsal değişiklikler hakkında baba adayının bilgi sahibi oluşu çiftleri bu sürece hazır hale getirir. Gebelik döneminde anne adayı kendini çirkin hissedebilir, her şeye daha fazla alınır, insanlar arası ilişkilerde daha hassastır, ağlamaları başlamıştır. Bu duruma karşı baba adayı hazırlıklı olmalı, eşinin bu hassas dönemini göz ardı etmemelidir. BİLGİ SAHİBİ OLMAK: Bebeğin zihinsel, fiziksel ve duygusal gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak genellikle sonraki dönemlere bırakılır. Çocuklar büyüdükçe ve geliştikçe, o döneme ait gelişimler takip edilmekte, sorun çıktığında o soruna dair çözümler aranmakta ve yine genellikle geleneksel yöntemler tercih edilmektedir. Oysa çocuk gelişimi ve eğitimi başlı başına teknik bir konudur, bir bilimdir. Hatta birkaç bilim dalı bu konuyla ilgilenmektedir. İnsanın mizacı, bilişsel, duygusal ve fizyolojik gelişimi özellikle yaşamın ilk 6 yılında çok hızlı oluşur. Bu yıllar insan yaşamı yönünden çok önemlidir. Bu dönemde bebeği gelişim özellikleriyle tanımak ve gelişmesi için gerekli ortamı hazırlamak, ona destek olmak çok önemlidir. Bunu göz önünde bulundurduğumuzda anne babanın özellikle 0-6 yaşa ait gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olmasının önemi görülmektedir. GEBELİK DÖNEMİNDE YAŞANAN ENDİŞELER Gebelik döneminde anksiyetemiz yüksek olabilir. Kuruntu, olumsuza fazla odaklanma ve felaket senaryoları sık görülür. Çevremizdeki birçok kişi bize doğum öykülerini anlatır. Oysaki aynı kişinin iki gebeliği de birbirinden farklı olabildiği gibi kimsenin gebelik öyküsü kimseye benzemez. Hamile kadın olumsuz öykülerden çok etkilenir. Olması gereken ilk kural başkalarının gebelik öyküsüne kulak tıkamak, internetten forumları okumamaktır. Gebelik bir hastalık değildir. Bu sebepten hekimin söylediği şekilde hareket etmek ve bu özel günlerin tadını çıkarmak gerekir. Doğumda ise asıl kural doğurtulmayı beklemek yerine doğurmaktır. Gebenin bedenine güvenmesi ve vakti geldiğinde bedeninin doğum sinyallerini vereceğini kendine sık sık söylemesi yararlı olur.

DOĞUM SONRASI DÖNEM 0-2 YAŞ DÖNEMİNİN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ VE ANNE BABA TAVRI Yeni doğan bebeğin gelişimi ilk yılda çok hızlı olur. Bu dönemin en önemli özelliği bebeğin yetişkine bağımlı olması, o olmadan hayatını devam ettirememesidir. Bebek, fiziksel ihtiyaçları için doğuştan getirdiği bazı reflekslere sahiptir. Ancak refleksler tek başlarına (yani bir yetişkinin desteği olmaksızın) hayatını sürdürmeyi sağlayamazlar. Bu dönemde bebeğin beslenmesi, temizliği, uykusu kadar önemli olan bir husus da bebeğin sevgi ve şefkatle sevilmesidir. Yapılan birçok araştırma bebeklik döneminde sevgiden yoksun bırakılan bebeklerin çok iyi bakılsalar bile duygusal bazı problemler yaşama olasılıklarının oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Hatta bazı durumlarda yine iyi bakılan çocukların sırf sevgiden yoksun bırakıldıkları için fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin bile yeterli düzeye ulaşmadığı gözlenmiştir. İlk yılda bebeğin uyku, beslenme ve temizlik ihtiyacının düzenli ve yeterli karşılanması önem teşkil eder. Bebeğin ihtiyaçlarının zamanında ve yeterli karşılanması bebeğin dış dünyaya ve anneye olan güveninin ilk basamağını oluşturur. Bu yolla hem dış dünya ile ilişki kurmayı ve güven duymayı öğrenir hem de kendisine bakan, onu seven ve ihtiyaçlarını karşılayan kişiye bağlılık geliştirir.

İlk 2 yılda çocuğun bağlanabileceği bir yetişkinin olması önemlidir. Bu bağlılık çocuğun birey olmaya geçiş sürecinde etkilidir ve dış dünya ile ilişki kurmasında ihtiyaçlarının belirtmesinde ve karşılamasında bir araç olarak da kullanılır. Daha sonra kendi ihtiyaçlarını karışlamayı öğrendikçe ve becerileri geliştikçe birey olma özelliği gelişir. Bu dönemde de yetişkine olan bağlılığından kurtularak kendine güvenmeyi öğrenir, bağımsız bir birey olur ve sorun çözebilme yetisini geliştirir. Bebeklerin hareket becerileri geliştikçe, merakları ve çevreye olan ilgileri arttıkça çevreyle olan iletişimleri de artar. Özellikle bebeğin yürümeye başladığı 1 yaş civarında onu fiziksel zararlardan korumak amacıyla hareket etmesine, çevreyi keşfetmesine fırsat vermek bu dönemdeki sosyal, zihinsel ve duygusal gelişiminin desteklenmesi bakımından önem taşır. Bu dönemde çocuğu koruma düşüncesiyle çok müdahale etmek, durdurmak, dokunmasına, becerilerini denemesine izin vermemek ve engelleyici olmak hem çocuğun kendine güvenmesini olumsuz etkiler hem de becerilerini geliştiremez ve bu nedenle de bağımlı hissetme olasılığı artar. Aynı şekilde 2 yaş civarında çocukların hareketliliklerinde ciddi bir artış gözlenir. Motor koordinasyonları artmıştır, birçok şeyi kendi kendilerine yapmak isterler. Bu dönemdeki destek, çocuğun deneyimleyerek öğrenmesini arttıracağı için hem zihinsel gelişim açısından hem de yine benlik saygısının gelişimi açısından büyük önem taşır. Yine bu dönemde çocuk ev eşyalarını ve çevresini tanıma ihtiyacındadır. Oyun oynama konusunda desteğe ihtiyaç duyar. Hareketli oyuncaklar ilgisini çeker. Sosyal olarak yeterince gelişmedikleri için yaşıtlarıyla oyun kuramazlar. Bu nedenle anne babayla veya kendilerinden büyük, kendisini idare edebilecek daha büyük çocuklarla oynarlar. Anne babanın çocukla oynaması sadece çocuğun oyun ihtiyacını karışlamak anlamına gelmektedir. Aynı zamanda ebeveynin çocukla kurması gereken iletişimi geliştirmek, çocuğu tanımak, duygusal gelişimini takip etmek açısından da oldukça önemlidir. Ayrıca çocuğu oyun sırasında gözlemlemek ve onun oyun arkadaşı olmak çocuğu tanımak için en kolay yoldur. 2 yaş civarında çocuk, anne ve babasına karşı ağlayarak her istediğini yaptırır hale gelebilir. Bu dönemde çocuklar ağlayarak istediklerini yaptırmayı öğrenirler. Anne ve babanın tutarlı davranışları, çocuk ağladığında sonucu ne olursa olsun geri adım atmamaları çocuğun ağlayarak istediklerini elde edemeyeceğinin bir göstergesi olur ve sağlıklı, ne yapması gerektiğini bilen, uyumlu bir çocuk geleceğe anne ve baba tarafından hazırlanır. Tüm bu aşamaları başarı ile geçen, ortaklaşa kararlar alan, bebeğin doğuşundan sonra karşılaşacağı gerçekleri bilen ve bebeğin gelişim dönemleri ile ilgili araştırma yapıp bilgi sahibi olan her anne baba doğacak bebeğe ve dolayısıyla gebeliğe hazırdır.

Hayat bize herzaman güzel şeyler sunmaz. Çoğu zaman zorlayıcı, sıkıntı yaratan olumsuz yaşam olayları getirir önümüze. Bunlar kimi zaman travmatik olaylardır kimi zaman stres yaratan olumsuz durumlardır. Olumsuz yaşam olayları ile başedilemediğinde uzun vadede duygusal yaşantımızı, davranışlarımızı, ilişkilerimi, yani özetle hayatımızın birçok alanını etkiler. İnsanla bu gibi durumlarda sıkıntıdan kurtulmak ve daha konforlu bir hayat sürmek adına gerek içsel gerek çevresel bir takım değişiklikler yapmak, çözüm üretmek, başa çıkmayı öğrenmek, duygu ve düşüncelerini kontrol etmek için psikologlara ihtiyaç duyarlar.

Bir psikoloğa başvurmak, bazıları için günümüz koşullarında bile hala zordur. Bu sebeple bazen insanlar tereddüt ederler ve yardım almaktan kaçınırlar. İnsanların yardım almak istememe nedenleri çoğu zaman sorunu kabullenmek istememeleri, yardım aldığı zaman insanların onun ‘deli’ olduğunu düşünmeleri ihtimali ile etiketlenme korkusudur. Tüm bu sebeplerden dolayı bazı kişiler psikoloğa, en son yaşanan bir kriz ya da artan semptomlarla başa çıkamadığında başvurur. Peki sadece ciddi psikolojik problemler yaşayanlar mı başvurur? Elbetteki hayır. Ciddi sıkıntılar yaşamayan ‘sağlıklı’ kişilerde psikoterapiden fayda sağlayabilir. Psikoterapi kişinin kendini yeniden keşfetmesi, günlük hayattaki sıkıntılarla başedebilmesi, farkındalık kazanması, iş ve özel hayat dengesini sağlıklı kurabilmesi, kişilerarası ilişkilerini güçlendirmesi, performans ve başarıyı arttırması konusunda bireylere fayda sağlar. Eğer aşağıdaki ifadeler size de uyuyorsa, psikoloğa başvurmak sizin için faydalı olacaktır;

– Kendimi sürekli mutsuz hissediyorum,
– Eskiden zevk aldığım şeylerden artık hiç zevk alamıyorum,
– Dünya üzerime geliyor,
– Hiçkimseye güvenemiyorum,
– Öfkemi kontrol edemiyorum,
– Başedemediğim bazı korkularım var,
– Hiç kimse beni anlamıyor,
– Hastalığım olmamasına rağmen şiddetli ağrılarım var,
– Evleneceğim kişi doğru kişi mi emin olamıyorum,
– Günlük hayattaki olaylar beni sürekli endişelendiriyor,
– Çocuğumun bazı davranışlarını değiştirmek istiyorum,
– Kendimi ifade edemiyorum,
– Hayatımı daha iyi yönetmek istiyorum,
– Kurtulmak istediğim takıntılarım var,
– Çok kararsızım,
– Boşanmayı düşünüyorum,
– İnsanlarla iletişim sorunları yaşıyorum,
– Çocuğum ergenliğe giriyor,
– Cinsel problemlerim var,
– Çocuğumla ilgili sorunlarım var,
– Sevdiğim birini kaybettim…

Unutulmaması gerekir ki çoğu zaman tam bir iyilik hali için beden sağlığımızın yerinde olması yetersizdir. Hiçbir hastalığımız olmadığı halde kendimizi mutsuz veya çaresiz hissediyor olabiliriz, nedensiz yoğun kaygılarımız, öfkelerimiz olabilir. Bu durum bize ‘iyi olabilmek’ için beden sağlığımız kadar ruh sağlığımızında önemli olduğunu göstermektedir.

Psikoloğa gitmeye karar verdiğinizde nereye başvuracağınız da oldukça önemli bir konudur. Psikologlar, üniversitelerin ‘psikoloji’ bölümünden 4 yıllık lisans eğitimi almış kişilerdir. Bu nedenle hizmet almadan önce mutlaka uzmanın üniversite eğitimi ve uzmanlığını belirttiği alanda yeterli donanımı konusunda bilgi edinmeniz yararlı olacaktır.

Eki 05

BOŞANMA VE ÇOCUK

by eiza ajans in Makaleler 0 comments 2097

Son yıllarda boşanma oranlarının artmasıyla birlikte boşanmanın çocuklar üzerine etkisi daha da önem kazanmaya ve araştırılmaya başladı. Yapılan araştırmaların sonuçları kadının modernleşme sürecinde çalışabiliyor, üretebiliyor olması, ekonomik özgürlüğünü eline almasıyla bağımsız hale gelmesinin boşanma oranlarını arttırdığını doğrular nitelikte. Karı-koca olmanın ötesinde ilişkide ciddi problemler varsa kadın ve erkeğin bireysel mutluluğu ve yaşam doyumu adına boşanmayı tercih etmesi aile sistemi açısından çoğu zaman sağlıklı olan karardır. Ancak çiftler çocuğa/çocuklara sahip ise bu geçiş dönemleri bazı aileler için sancılı olabilmekte ve çocuklar üzerinde olumsuz birçok etki oluşturabilmektedir. Bu dönemde çocuğun yaşı, cinsiyeti, ailenin tutumu, boşanma kararını açıklama şekli ve çevrenin etkisi çocuğun hem ruhsal hem de sosyal gelişimini önemli ölçüde etkileyebilmektedir.
ANNE VE BABALAR KARARI AÇIKLARKEN NELERE DİKKAT ETMELİ
Boşanma dönemlerinde ebeveynlerin sıklıkla yaptığı hata çocuğa bu kararı açıklama zamanı konusunda olmaktadır. Çocukların da yeni düzene ve boşanma kararına uyum sağlayabilmesi için zamana ihtiyacı olacaktır. Bu nedenle ne çok erken ne de çok geç söylenmemesi gerekmektedir. Zamanlama ile eş zamanlı olarak bunun çocuğa nasıl söylendiği de bir o kadar önemlidir. Çocuğun yaşı, cinsiyeti gibi faktörler gözönüne alınarak onun anlayabileceği düzeyde açık ve net ifade edilmelidir.
Anne babaların uzmanlara sıklıkla sordukları soru konuşmanın nerede ve kim tarafından yapılacağıdır. Ebeveynler bu konuda çoğu zaman açıklamayı bir uzmanın yapmasını talep etselerde çocuk için en uygun olanı, ayrılık konuşmasının anne ve baba tarafından beraberce çocuğun kendi odası, evleri gibi kendini güvende hissedebileceği bir alanda yapmasıdır.
Açıklama şekli çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir. Küçük çocuklar için hikayelerle açıklanabildiği gibi daha büyük çocuklar için karşılıklı konuşarak anlatılabilir. Açıklama şekli nasıl olursa olsun içeriğinde anne vebabalık rollerinin sona ermediğinin belirtilmesi oldukça faydalı olacaktır. Yapılan açıklamanın ardından sıklıkla çocukları gelecek ile ilgili belirsizlik korkutmaktadır. Bundan sonra ne olacak?, anne ve baba bir daha yan yana gelmeyecek mi, kiminle kalacak?, diğer ebeveyni ile nasıl ve nerede görüşecek gibi sorular çocukları huzursuz edebilir. Bu nedenle anne ve baba beraber bundan sonraki düzenin nasıl olacağı ile ilgili açık bir şekilde konuşmalıdır. Çok sayıda çocuk varsa hepsine aynı anda söylemek çocukların kendini daha güvende hissetmesini aynı zamanda kardeşlerin birbirlerinden destek almalarını sağlayacaktır.
Boşanma durumlarında genellikle çocuklar kendilerini suçlama eğilimindedirler. Annem ve babam beraberdi, mutluydu, ben geldim ayrılıyorlar gibi düşünceler sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple anne babanın boşanmasının çocuğun suçu olmadığı açıkça anlatılmalı ve çocukların anlayabileceği şekilde boşanmanın nedeni ile ilgili bir paylaşımda bulunmaları çocuğu rahatlatacaktır. Anne ve baba beraberce birbirlerini arkadaş olarak sevdiklerini ancak artık sevgili gibi sevmediklerini bu nedenle arkadaş kalmaya karar verdiklerini, karı koca boşanacak olsalar bile, anne ve baba olarak boşanmayacaklarını açıklamaları faydalı olacaktır.
ÇOCUĞUN YENİ DÜZENE UYUMUNU KOLAYLAŞTIRAN FAKTÖRLER NELERDİR
Çocukların boşanma sürecine adaptasyonunu zorlaştıran en önemli faktörlerden biri anne ve babanın çocuğa aşırı hassas davranarak, mevcut ebeveyn tutumunu değiştirmesi, çok daha müsamahakar davranması, her istediğini yerine getirmesi, sınır ve kural koymamasıdır. Çocuk yeni düzeninde de hem anneden hem de babadan gereken ilgi ve desteği görmelidir. Ancak zor dönemden geçiyor diye sıkça müsamahakar davranmak, çocuğun psiko-sosyal gelişimini olumsuz etkileyebileceği gibi aile içi problemlere de sebep olabilir. Anne ve baba farklı bir tutum sergilediğinde çocuk olağanüstü bir durum olduğunu düşünüp endişelenebilir, süreç içinde anne ve babasının bu zaafını onlara karşı kullanabilir. Bu dönemde en doğru olan mevcut kural ve sınırların devam etmesi, anne ve babanın tutarlı ve sürdürülebilir bir tutum göstermeleri olacaktır. Çocuğun rutinini bozmadan uyku ve beslenme programı gibi aynı düzenin devam ettirilmesi uyum sürecini kolaylaştıracaktır.
Boşanma sonrası çocukla daha sınırlı zaman geçirecek olan tarafın da çocukla samimi ve açık bir iletişimi olmalıdır. Özellikle yoğun olduğu dönemlerde çocukla açıkça konuşması faydalı olacaktır. yoğun olduğunda ya da şehir dışında olacağında çocuğa bunu ifade etmeli “ önümüzdeki günlerde …….. olacağım için seni çok fazla arayamayabilirim ama seni düşünüyor olacağım, sen istediğin zaman beni arayabilirsin” gibi ifadelerle kendini ulaşılabilir konumda tutması çocuk için en sağlıklı yaklaşım olacaktır. Çocuklar hiçbir durumda anne ve babaya gönderilmemekle korkutulmamalı ya da ceza olarak zorla gönderilme konusunda tehdit edilmemelidir.
Boşanma sürecine adaptasyonu kolaylaştıran en önemli etken anne ve babanın bireysel anlamda mutlu ve huzurlu olmasıdır. Ebeveynlerden birinin endişeli, öfkeli veya mutsuz olması çocukların da endişelenmesine sebep olabilir. Anne ve babalar duygusal gerginliklerinin yoğun olduğu bir dönem içerisinde olduklarından dolayı çocuğun yanında çok sık tartışmalara girebilmekte, çevrede karşı taraf hakkında olumsuz konuşmalar yapabilmekte, çocuğa diğer ebeveyni şikayet edebilmekte ve hatta çatışma çözümünde çocuğu araç olarak kullanabilmektedirler. Anne ve babaların tutum ve davranışları hakkında değerlendirme yapmaları, yukarıda bahsedilen davranışları yapmamaları çocuklar için faydalı olacaktır.
BOŞANMA SONRASI ÇOCUKLARDA SIKÇA GÖRÜLEN DUYGULANIM VE DAVRANIŞLAR
– Korku,
– Öfke,
– Suçluluk,
– Yalnızlık duygusu,
– Reddedilme
– Regresyon (Yaş döneminin altında davranışlar göstermesi),
– Uyku problemleri,
– Mastürbasyon,
– Sosyal uyum sorunları,
– Okul sorunları,
– Akademik performansta düşme,
– Bedensel yakınmalar,
– Yeme bozukluklarıdır
Boşanmanın, çocukların gelişimleri ve davranışları üzerindeki olumsuz etkisini en aza indirmek için ebeveynlerin bilinçli olmaları ve gerekli durumlarda uzmandan yardım almaları yararlı olacaktır.

Tatilin bitmesine sayılı günler kala birçok çocuk ve ailesi yavaş yavaş okula dönüş stresi yaşamaya başladılar. Özellikle eğitime bu dönemde yeni başlayacak olan ilkokul öğrencileri ve aileleri daha stresli olabilirler. Bu dönemde “Alışabilecek mi?, korkar mı?, okula gitmeyi redder mi?, okula uyum sağlayabilecek mi?, kendi başının çaresine bakabilecek mi?” gibi sorular sıklıkla ailelerin kaygılarını arttırabiliyor.
Öğrenci okul hayatına yeni başlayacak olsa da, devam da ediyor olsa tatil sonrası okul disiplinine alışması, rutinde tatildeki rahatlığını bulamayacak olması çoğu zaman çocukları huzursuz etmekte ve okula uyum sorunlarına sebep olabilmektedir. Bir öğrencinin okula kolay uyum sağlamasının en önemli koşulu, okul düzenine tatilin son günleri başlamaktır. Uyku ve beslenme düzeni okul döneminde olduğu şekline geri getirilmeli ve rutinde tekrarlanmalıdır. Özellikle son 1 hafta okul saati ile aynı saatte uyanmak, gece okul dönemindeki saatte yatmak, beslenme düzeninde ana öğün saatlerini bu programa göre ayarlamak gerekmektedir. Düzen, okul başlamadan sağlandığında çocuklar hem uykuya dalmada hem de sabah uyanmada sorun yaşamayacaklardır. Aileden biri okula başladığında o ailede okula başlar. Bu nedenle tüm aile için yeni dönemde yeni bir düzen kurmak gerekebilir.
Çocukları anaokuluna ya da ilkokula başlayacak aileler için bu süreç bazen daha zor olabilmektedir. İlkokula başlarken çocuğun okula hazır olması önemli bir kriterdir. Mümkünse okula hazır oluş testleri ile gelişim değerlendirilmelidir. Ayrıca okulunu daha önceden görmüş, öğretmeniyle tanışmış olması çocuğun okula hazır hissetmesine yardımcı olacaktır. Aile içinde okul ile ilgili sohbetler, okulda eğlenceli neler yapacağı, orada neler kazanacağı ile ilgili özendirici şekilde olmalıdır. Çocuğun okula başayabilmesi için yeterli gelişim düzeyinde olsa ya da kendi özbakım becerisi gibi bazı becerileri yeterli olgunluğa erişmiş olsa dahi ailelerinden ayrılması zor olabilir.
İlk gün, ailelerin çoğu kez kabusu olabiliyor. İlk günün sabahı sıradan bir gün gibi davranmaya özen gösterilmelidir. Okula başlamanın öncesi ve hemen sonrasını kapsayan dönemde çocuklara daha hassas daha müsamahakar davranmamak faydalı olacaktır. Aksi halde çocukların kaygı düzeyi artabilir, daha huzursuz olabilirler ve aile içi gerginlikler sıklıkla yaşanabilir. Bir gün öncesinde sabah kaçta kalkılacağı, kaçta evden çıkılacağı, kahvaltıda ne yeneceği ile ilgili konuşmalar çocuğun kendini hazırlamasına yardımcı olacaktır.
Halk arasında evham da denilen kaygı çoğu zaman bulaşıcıdır. Bu sebeple çocuklara çoğunlukla anne babalarından bulaşabilmektedir. Evde anne ve babaların özellikle çocukları, okul ve öğretmen ile ilgili kendi duygu ve düşüncelerini çocuklarına yansıtma konusunda dikkatli olması bu süreçte yararlı olacaktır.
Çocukların uyum sürecini kolaylaştıran diğer bir unsur vedalaşmalardır. Okula bırakırken çocukla vedalaşmak, hiçbir koşulda bir anda ortadan kaybolmamak gerekir. Vedalaşmaları kısa tutmak, sınıfta, koridorda ya da okulun bahçesinde uzun süre beklememek gösterilecek en doğru tutum olacaktır.
Gün sonunda ebeveynlerin çocuklarının gününü merak etmesi doğaldır ve anne babalar sık sık çocuklarına bunu sorarlar. Eğer çocukla ebeveyn arasında yakın ve güçlü bir iletişim varsa bu zaten sohbet şeklinde gelişir. Güçlü bir iletişim yoksa ebeveynin bu tutumu çocuğu tedirgin edebilir, ailesinin bu kadar merak etmesini okulun endişe verici bir yer olduğu düşüncesiyle pekiştirebilir. Bu nedenle çocukları günlerinin nasıl geçtiğini anlatmaları konusunda zorlamamak, farklı sohbetler ve oyunlarla bu konuda konuşmaya çalışmak daha faydalı olacaktır.
Okula uyum sürecinde çocukların gösterdikleri temel davranışlar; ağlama, regresyon (yaş düzeyinin altında davranışlara geri dönme), içe kapanma, saldırganlık, annenin sınıfa gelmesini istemek, söz dinlememe, inatçılık, yalan söyleme vb. şekilde sıralanabilir. Bu durumda çocukla inatlaşmak, yargılamak, tehdit etmek, ceza vermek, şiddet ve baskı uygulamak okula gitmek istememe davranışını okul fobisine dönüştürür.
Anne Baba Olarak Okula Hazırlanması İçin Neler Yapabilirsiniz?
• Odasını okul düzenine sokmaya çalışın. Oyuncakları yavaş yavaş kaldırıp defterlerini, kitaplarını, kalemlerini ve diğer okul eşyalarını yerleştirebilirsiniz.
• Birlikte okul alışverişine çıkabilirsiniz. Kullanacağı malzemeleri kendi seçmesi, onları kullanma konusunda çocuğunuzu motive edecektir.
• Tatilin sağladığı rahatlık ve özgürlükle daha fazla oyun ve televizyon saatine sahipti. Bu dönemde bu saatlerin tamamen kaldırılması ve yasaklanması çocuklarda daha çok huzursuzluğa sebep olabilir. Bu nedenle oyun ve televizyon saatlerini okul ve ödev saatlerine uygun bir şekilde yasaklamadan kısıtlayabilirsiniz.
• Okul arkadaşları ile okul açılmadan önce bir aktivite planlayabilirsiniz. Hem özlediği arkadaşlarını görmek hoşuna gidecek hem de okula hazır hissetmesine yardımcı olacaktır.
Anne Baba Olarak Çocuğunuzun Okula Uyum Sağlaması İçin Neler Yapabilirsiniz?
• Okul döneminde yapılacaklar ile ilgili kararlar almak ve planlar yapmak okula uyumunu destekleyecektir.
• Çocuğunuzla okulun ilk günleri daha fazla zaman geçirmeye çalışıp ve okul öncesinde ya da sonrasında birlikte yapacağınız aktiviteler planlayabilirsiniz.
• Ödev ve okul sorumlulukları ile ilgili baskı kurmayın. İlk günler beklenti konusunda önceliğiniz okula alışması olmalıdır.
• Çocuklar ilk günler baş ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel şikayetlerle okula gitmek istemeyebilirler. Eğer şikayeti fizyolojik kökenli değilse devamsızlık yapmasına müsaade etmeyin.
• Okula gitmek istemezse, nedenlerini dikkatlice dinleyip anlamaya çalışın, çözümleri hakkında konuşun ve okula gitmesi konusunda teşvik edin.
Unutmamak gerekir ki, çocukların gelişim düzeyi, sosyal ve psikolojik özellikleri farklı olduğundan, her çocuğun uyum süresi değişiklik gösterecektir. Okula uyum sorunları yaşadığında, onun yanında olmanız ve desteklemeniz okula adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Eğer uyum sorunu 4 haftadan uzun sürüyorsa farklı bir müdahale gerekmektedir ve bir uzmandan yardım almak faydalı olacaktır.

Her çocuğun tatilden beklentisi farklıdır. Kimi eğlenmek kimi gezmek kimi sportif faaliyetlerle ilgilenmek ister. Tatilin üçte ikisini geride bıraktığımız şu günlerde çocuklar hem tatilin son günlerini keyifli geçirmek, iyi değerlendirmek istiyor hem de ders çalışması, tekrar yapması gerektiği bilinciyle plan yapmaya çalışıyor olabilir. Hatta bazı çocuklar ders planlarını son zamanlara ertelediği için kendini tatilin son günlerinde baskı altında hissedebilir. Ebeveynlerin “-hadi ders çalış, -yetiştiremeyeceksin, – tatil boyunca hiçbirşey yapmadın” gibi söylemleri de üzerine eklendiğinde birçok çocuğun kaygısı artmakta ve program yapma ve uygulama konusunda zorluk yaşayabilmektedir.

Son günleri verimli geçirmek ve okul açıldıktan sonraki süreçte çocuğun okula ve okul dönemine adaptasyonunu kolaylaştırması için bir program oluşturmak oldukça faydalı olacaktır. Öncelikle belirtmek gerekir ki en kötü plan bile plansızlıktan iyidir. Süresi ve kalitesine bakılmaksızın alışkanlığı kazandırmak olmalıdır. Plan çerçevesinde günde 10 dakika bile çalışsa ders çalışma alışkanlığı kazanacak ve programa adaptasyonu artacaktır. Ailelere ders çalışma alışkanlığı kazandırma konusunda oldukça fazla görev düşmektedir. Son bir aylık dönemi kapsayacak bir program oluşturma konusunda çocukları cesaretlendirmelidirler. Ayrıca bu program sadece dersleri kapsamayacak şekilde oluşturulmalıdır. Eğlenceli aktiviteler, etkinlik saatleri, ailece yapılacak aktivitelerde bu programda bulunmalıdır.

Programı oluştururken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus da ders konusunda gerçekçi hedefler belirlemektir. İki aydır tatil yapan bir çocuk için yoğun tempoda ders çalışmak oldukça zor olacak ve programı uygulamak istemeyecektir. Bu nedenle özellikle ilk günler tekrar edilecek konular, çözülecek testler minimum düzeyde tutulabilir.

Çocuğun yapmaktan keyif alacağı etkinlikleri programa koymak onu motive edecektir. Özellikle okul döneminde ilgilenemediği, yoğunlaşamadığı hobilere zaman ayırması konusunda desteklemek faydalı olacaktır. Maket yapımı, boyama, fotoğraf, puzzle, el işleri gibi faaliyetler hem keyifli vakit geçirmesini sağlayacak hem de bir işi yapabildiğini görerek üretkenliğini, yaratıcılığını ve kendine olan güvenini arttıracaktır. Sosyal yönlerini de geliştirebilmesi adına özellikle aileler aktivitelerde müze, sergi, kütüphane, tiyatro, konser, sinema gibi kültürel faaliyetlerden yararlanılmalıdır.
Ders planı oluşturulurken dikkat edilmesi gereken nokta ders ve eğlence sıralamasıdır. Motivasyonun ve çalışma verimliliğinin en iyi düzeyde olması için sabah kahvaltısı sonrasının ders çalışma vakti olarak belirlenmesien uygun olanıdır.

Tatil, ebeveynlerin çocukları ile birlikte vakit geçirmeleri için çok iyi bir fırsattır. Özellikle tatilin son günlerinde mümkün olduğu kadar çok birlikte zaman geçirmeye çalışabilirsiniz. Tatili birbirinizi daha iyi tanımak, , anlamak ve birbirinizin arkadaşlığından zevk almak için değerlendirebilirsiniz. Sohbet etmek, hayallerden konuşmak, günün, haftanın, yarıyılın ve senenin sonunda ulaşmayı düşündüğü hedefler hakkında konuşabilirsiniz.

Oluşturulacak program bireysel ve ailevi farklılıklardan dolayı her çocuğa ve aileye göre gösterir. Bu sebeple bu dengeyi aileler kurmalı, bütün ipleri çocuğun eline vermemeli ancak çocukların tatilde olduklarını unutmadan istek ve ihtiyaçlarını da dikkate almalıdırlar.

Bu Süreçte Anne-Babalar Nelere Dikkat Etmeli
• Okuma zamanları oluşturabilir ve bu okuma zamanlarında çocukların okumak zorunda olduklarının dışında istedikleri türde okumasına müsaade edip, okuma alışkanlığı kazandırabilirler,
• Çocukların evde bulundukları süre içerisinde yapabileceği bir sorumluluk verilebilir,
• Ders çalışırken nelere dikkat etmesi gerektiği konusunda yol gösterebilirler,
• Seçilen zararsız televizyon programlarını izlemesine, sınırlı sürede bilgisayar oyunu oynamasına, belirlenen sürede arkadaşlarıyla biraraya gelmesine izin verebilirler,
• Beslenme düzenine dikkat edebilir ve beslenme saatlerini rutine dönüştürebilirler,
• Diğer çocuklarla kıyaslama yapmamalılar,
• Dönem başlangıcı ve mevcut ödevlerle ilgili korkutmamalı, tehdit etmemeliler,
• Her durumda koşulsuz kabul ve sevgilerini hissettirmeliler.