Sınav tarihi yaklaştıkça kaygılar da artmaya başladı. Sınav kaygısı aslında normal dozda yaşanıyorsa olumlu ve işimize yarayan bir duygudur. Çünkü kaygı bizi harekete geçirir, motivasyonumuzu ve enerjimizi arttırır. Kaygı olmasa emin olun ne sınava girerdiniz ne de ders çalışırdınız. Bu nedenle yaşamsal faaaliyetlerimizi sürdürmemiz, hedef belirleyebilmemiz, hedefe ulaşabilmemiz için kaygı gereklidir. Peki kaygımızı kontrol edemez ve normal dozdan fazla yaşarsak neler olur?

• Aşırı heyecanlanma
• Kalo atışlarının artması
• Ağızda kuruluk
• Başta, ellerde, ayaklarda terleme
• Konuşmada bozulma, kelimeleri toparlayamama, ne diyeceğini kestirememe
• Üşüme
• Sık tuvalete gitme ihtiyacı
• Mide bulantısı
• Baş ve kas ağrıları
• Sürekli olumsuzu düşünme, en kötü sonucu düşünüp felaketleştirme senaryoları oluşturma
• Bilinen konuların unutulması
• Sınavda hata yapma riski artar, yanlış cevabı işaretleme, kaydırma yapma
• Öfke patlamaları
• Göz kararması
• Okuduğunu anlayamama
• Aile ve arkadaşlardan uzaklaşma, yanlız kalma isteği, karşılaşabileceğimiz durumlardır.

Sınav kaygısı bir çok olumsuz sonuç yaratabilir, belki geçmiş deneyimlerinizde yaratmıştır da. Kaygımızın olumsuz sonuçlara yol açmamasını sağlamak, aksine cesaretlendirecek ve bizi motive edecek şekilde kaygıyı olumluya dönüştürmek mümkün. Sınav kaygısıyla baş edebilirsek onu lehimize çevirebiliriz. Ancak baş edebilmek için önce neden sınav kaygısı yaşadığımız ile ilgili konuşmalıyız. Sınav kaygısı yaratan durumlar çoğunlukla şunlardır;

• Ailenizin ve çevrenizin size karşı tutum ve beklentileri,
• Yeterli dinlenememe, uykusuzluk,
• Konuları yetiştirememe,
• En önemlisi de düşünce tarzınızdaki yanlışlıklar.

“ Sınavı kazanamazsam kimsenin yüzüne bakamam.”
“ Sınavı kazanamazsam annem ve babamın emeği boşa gider ve beni sevmezler.”
“ Başarısız olursam insanların benim hakkımdaki düşünceleri değişir.”

Bu tip düşünceler genel yargılar içerir, motivasyonunuzun azalmasına aynı zamanda da kaygınızın artmasına yol açar. Öncelikle düşünce ve inançlarınızı sorgulamanız gerekiyor. Düşünce ve inançlarınızın gerçek olup olmadığını adeta bir dedektif gibi araştırın. Bunun için ilk kural kendinize şu soruyu sormak “ Bu düşüncemi destekleyen kanıtlarım var mı?” varsa kanıtlarınızı sıralayın. Daha sonra bu düşünceyi desteklemeyen kanıtları sıralayın, oluşan listeyi değerlendirin.
Bunu yapmaktaki amacımız gerçekçi olmayan düşünceleri gerçekçi düşüncelerle değiştirmek. Örneğin; “sınavda başarısız olacağım” düşüncesi yerine “bu sınavda başarılı olmak için elimden geleni yapacağım” ya da “bu sınavda başarılı olamamam için bir neden yok” şeklinde düşünmek daha gerçekçidir. Bu nedenle 3e 1 kuralı uygulayıp gerçekçi olmayan bir düşüncenizi yakaladığınızda 3 gerçekçi düşünce üretmek kaygınızı azaltmanıza yardımcı olacaktır.
Kaygınızı azaltmanın en temel yöntemlerinde biri de nefes egzersizidir. Kaygı durumunda damarlarda daralma olur. Hücrelere giden kan ve oksijen azalır. Doğru nefes aldığımızda ki buna diyafram nefesi diyoruz, vücuda gerekli oksijen alımı sağlanır ve hem fiziksel hem de psikolojik rahatlama sağlanır. Diyafram nefesi için, burnunuzdan karnınızı şişirerek derin nefes alın. Göğüs kafesinin içi havayla doluncaya ve göğsünüzün üst kısmını şişirinceye kadar nefes almaya devam edin. Daha sonra ağzınızdan yavaş yavaş bu nefesi verin ve karın kaslarınızı içeri doğru çekin. Nefes egzersizi sırasında vücudunuzdaki bazı kasları (el, ayak, kol, bacak, omuz) kasıp bıraktığınızda gerginliğinizin azaldığını, rahatlamaya başladığınızı göreceksiniz. Gece uyumadan önce, sınava girerken ve sınav sırasında dilediğiniz yerde bu egzersizi yapabilirsiniz.

Sınav yaklaşırken ve sınav sırasında neler yapabiliriz?

• Son anda yeni konu çalışmayın
• Sınavdan önce yeterinde dinlenmeye özen gösterin. Uykusuz kalmamaya dikkat edin. Uyku tutmadığında uyumak için değil dinlenmek içinyattığınızı düşünün ve gece 11:30 dan sonra saate bakmayın
• Beslenmenize dikkat edin. Şekerli yiyecekler, karbonhidrat, çay, alkol ve sigaranın kaygıyı arttırıcı etkisi vardır. Bu nedenle sebze, meyve ve protein bakımından zengin besinler tüketin.
• Gerçekçi olmayan düşünceleri yukarıda uyguladığımız teknikle gerçekçi olan düşüncelere dönüştürün.
• Sınav öncesi rutininizi bozmayın, gergün yaptığınız düzen ve sırada işlerinizi tamamlayın.
• Sınavdan sonra kontrol yapmadan ve sınav hakkında değerlendirme yapmadan önce kendinizi ödüllendirin.

Sınav Sırasında;

• Soru bölümünü çok iyi okuyun
• Her zaman, hiçbiri, nadiren, genellikle gibi kelimelerin altını çizin
• Her seçeneği dikkatlice okuyup yanlış olanların üstünü çizin
• Doğru seçeneği tekrar kontrol edin
• Geri dönmek istediğiniz soruya mutlaka işaret koyun
• Cevaptan emin değilseniz daha sonra dönmek için işaret koyun
• Saati kontrol ederek ilerleyin ve her saat başı bir iki dakika kendinize dinlenmek için zaman verin. Nefes egzersizini uygulayabilirsiniz.

Anne Babalara Öneriler

• Sınav günü okula bıraktığınızda korku ve kaygılarınızı çocuğunuza yansıtmayın (ağlamak, endişeli olmak vb.).
• Sınavı kazanamamanın olmanın dünyanın sonu olmadığını görün, çocuğunuza gösterin
• Sınava kadar ders malışmaları konusunda baskı yapmayın.
• Duygularını anlamaya çalışın, destek olun,
• Kimseyle kıyaslamayın.
• Çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi tekrar gözden geçirin, çocuğunuzun kontrolünde olmayan beklentilerinizden vazgeçin.

Unutulmaması gereken en önemli şey; üniversite sınavının bireyin değerini değil , bilgilerini ve performansını ölçtüğüdür. Sınavı kazansa da, kazanamasa da kişi aynı kişidir ve bu sınav geleceğin tek belirleyicisi değildir.

Sınava girecek tüm öğrencilerin istediği sonuca ulaşabilmesi dileğiyle…

Mar 07

MUTLU KADIN, MUTLU TOPLUM…

by eiza ajans in Makaleler 0 comments 2133

“Kadın” en temelde cinsiyet farklılığını ortaya koymak için kullanılan bir terimdir. Ancak kadın algısı bu tanımın üzerine geçmiş ve zamanla faklı anlamlar kazanmıştır. Kadın olmak nedir diye sorduğumuzda herkesten farklı bir cevap alırız. Kimine göre kadın; doğum yapmış biridir, kimine göre erişkin olmuş bir kız çozuk, kimine göre evlenmiş bir kız. Bu da bize gösterir ki kültürler “kadın” a bazı anlamlar atfeder. Bu atıflar bir süre sonra kadına bazı görev ve sorumluluklar yükler. Örneğin; bir çok toplumda kadının yemek yapması, temizlik yapması, çamaşır yıkaması, bulaşık yıkaması, ütü yapması, evin düzenini sağlaması, eşi ile ilgilenmesi, çocuklarla ilgilenmesi başlıca görevleri olarak görülebilmektedir. Bunlar geleneksel yargılardır.

Kadın algısının geleneksel yargılarla baskılanmaması, bazı kültürlerde olduğu gibi annelik rolüyle sınırlanmaması, kadının artısıyla eksisiyle bir birey olması, ne yaptığını, ne istediğini bilen üreten, sosyal bir varlık olması noktasında modernleşmenin de etkisiyle günümüzde kadın, farklı rollerle karşımıza çıkmaktadır. Bunların en başında da eş rolü, anne rolü, çalışan kadın rolü gelmektedir. Bu roller tek bir kişide birleşse bile birbirinden ayrı rollerdir. Roller çatıştıklarında ya da birbirleriyle iç içe girdiklerinde kadınların hayatlarında sorunlara neden olabilir. Mesela üçü arasında denge kuramayan ve iş hayatında başarılı olmak isteyen bir kadın eşine ve çocuğuna zaman ayıramadığını düşünüp kendini yetersiz hissedebilir ve suçluluk duygusu yaşayabilir. Bu suçluluk duygusundan kurtulmak için de kendi ihtiyaç ve gereksinimlerinden vazgeçer, iş dışındaki tüm zamanını eşine ve çocuğuna harcayan, kendine zaman ayırmayan biri haline bürünür. Sonuç olarak kocasını, çocuğunu, iş yerindeki kişileri memnun etmeye çalışan mutsuz bir bireye dönüşmesi kaçınılmazdır.

Roller arasındaki dengeyi bulmak ve bunu yönetebilmek herzaman kolay değildir. Bu konuda aşağıdaki öneriler size yardımcı olabilir;
• Kadının sahip olduğu tüm kadın rolleri arasındaki dengeyi bulabilmesi için önce kendini tanıması gerekir. Kimdir, ne yapıyordur, nelerden zevk alır, onu ne mutlu eder, nelere sinirlenir, nelere tahammül edemez, hedefleri neler… size ait her bilgi kendinizi tanımanızı sağlar,
• Alışveriş, yemek, temizlik, çamaşır, bulaşık, çocukların bakımı, beslenmesi, okul ve ders takipleri gibi konularda eşleri ile işbirliği yapabilirler. Bu hem fazla yük yüklenmemelerine hem de ailede paylaşımın artmasına fayda sağlayabilir,
• Kendilerine ait streslerini boşaltabilecekleri zamanlar yaratmaları olumsuz enerji ve düşüncelerden de kurtulmanızı sağlar. Bu gibi zamanlarda yapmaktan hoşlandığınız; dans, puzzle, boyama kursuna gitmek, örgü örmek gibi bir aktivite yapabilirsiniz,
• Arkadaşlarınız ile zaman geçirmeniz lüks değil bir ihtiyaçtır, nefes almanızı sağlayacaktır. Beraber vakit geçirmekten zevk aldığınız arkadaşlarınızla kahve molaları ayarlayabilirsiniz,
• Çalışan anneler genelde çocuklarına zaman ayıramadıları, ihtiyaçlarını karşılayamadıkları düşüncesiyle suçluluk duygusu hissederler. Tüm boş vakitlerini çocuklarına ayırmayı tercih ederler. Oysaki çocuklara faydalı olan onlarla çok zaman geçirmek değil kaliteli zaman geçirmektir ve kaliteli 20 dakika bile onlar için yeterlidir.
• İş ve aile hayatında herkesi memnun etmek için ve belki birazda toplum tarafından böyle öğretildiği için kadınlar çevrelerine “hayır” demeye çekinebiliyorlar. Hayır diyemedikçe de sırtlarına daha fazla yük yüklüyorlar. Ayıp olacağı ya da kaba gözükeceği düşüncesi hayır dememek kişisel sınırları çizememek demektir. Siz sınır çizmediğinizde insanlar sizin haklarınızı ihlal edebilirler. Hayır demekte zorlanıyorsanız, karşınızdaki kişiye alternatif sunabilirsiniz. Bunu bir örnekle açıklayalım; işte çok yoğun bir gün geçirmişsiniz, eve gelmişsiniz yemeği hazırlamış, yemiş, ortalığı toplamışsınız. Tam dinlenmek için oturuyorsunuz, arkadaşınız Aslı arıyor, eşi ve bebeği ile size gelmek istediklerini söylüyor. Hiç misafir ağırlayacak bir haliniz yok ama siz hayır derseniz ayıp olacağını düşünüyorsunuz. Böyle bir durumda alternatif sunmayı deneyebilirsiniz. Aslı görüşmek bende çok istiyorum ama bugün yoğun bir geçirdim. İsterseniz bu buluşmayı cumaya planlayalım, hatta o gün beraber yemek yiyebiliriz… derseniz sizce Aslı sizin kaba biri olduğunuzu mu düşünür? ya da ayıp ettiğinizi…
Eşinize, çocuklarınıza, iş arkadaşlarınıza, ailenize sınır koymak , haklarınızı korumanızı, kendinizi daha iyi ifade etmenizi sağlar ve sağlıklı bir durumdur.
• Dengeyi sağlamak için yapabileceğiniz bir diğer şey de eşinizle çocuklar olmadan baş başa vakit geçirmek olmalıdır. Genelde çiftlerin anne baba olduktan sonra karı koca rollerini ikinci plana attıkları görülmektedir. Çok fazla anne baba olmak ve çok az karı koca olmak bir süre sonra yanlız hissettirebilir. Bu da beraberinde evlilik uyumu ile ilgili sorun oluşturabilir. Bu sebeple fırsat buldukça eşinizle küçük kaçamaklar yapmanız faydalı olur,
• Psikolojik, sözlü ya da fiziksel şiddet, baskı ve engellenme durumunda sahip olduğunuz yasal haklarınızla ilgili bilgili olun. Şirketinize karşı, patronunuza karşı, eşinize karşı tüm yasal haklarınızı öğrenin.

Unutmamak gereken bir gerçek varki, bir kadın değişirse bir toplum değişir. Çünkü mutlu kadın mutlu aile, mutlu aile ise mutlu toplum demektir.
Kadınlara hak ettikleri değerin her gün verilmesi dileğiyle…

Şub 25

İŞİNİZ STRESİNİZ OLMASIN

by eiza ajans in Makaleler 0 comments 1775

Çalışmak, bir işi tanımlamanın dışında genel bir kavramdır. Hem üretmeyi hem bireysel hayatı idame ettirebilmeyi hem de fiilen iş görebilmeyi ifade eder. Emek, zaman ve efor gerektirir, başarı,refah ve statü getirir. Sosyal bir varlık olan insan tüm bunlara sahip olabilmeyi arzular. Süreç içerisinde birçok kişi bazı sorunlara farklı anlamalar yüklemesi, çözüm üretme konusunda becerilerinin yetersiz kalması, beklenti ve gerçeğin uyuşmaması gibi nedenlerle tökezleyebilir ve iş hayatında sorunlar yaşayabilir, buna eş zamanlı olarak da psikolojik olarak çökebilir.

Çalışma hayatında bireyin psikolojik olarak çökmesi, işin yarattığı bıkkınlık ve tükenme hissidir. En büyük tetikleyicisi de çalışma ortamıdır. Bıkkınlık genellikle, yapılan işten tatmin olmama, kuruma karşı bağlılığın azalması ve farklı birşeyler yapma isteğinin artması ile ortaya çıkar. Tükenme sizi sıklıkla şu şekilde uyarır;

* Sıklıkla özgüveninizin azaldığını hissedersiniz,

* Kendinizi yetersiz ve başarısız hissedersiniz,

* Çalışma arkadaşlarınıza, müşterilerinize ve çevrenize karşı ters yaklaşım gösterir, ilgisiz davranırsınız,

* Zaman zaman yaptığınız iş size değersiz gelir.

Pek çok kişi tükenmenin çok ağır işlerde ve uzun çalışma saatleri nedeniyle ortaya çıktığını düşünür. Oysaki çalışma saatlerinin tükenmeyle çok da ilgisi yoktur. Çok uzun saatler çalışıyor, nöbetlere veya mesailere kalıyor olsanız bile işinize karşı hala hevesli olabilirsiniz. Çünkü tükenme hissi, çalışan için çeşitli olumsuzluklar içeren bir çalışma ortamında uzun süre çalışmanın sonucu oluşur. En sık karşılaşılan olumsuzlular ;

* Sorumluların birbiriyle çelişen istekleri,

* Belirlenmemiş hedefler,

* Tekdüze görevler,

* Çalışma arkadaşlarıyla kişisel çekişmeler,

* Emeğin karşılığının alınmaması,

* Başarının takdir edilmemesi,

Bir işte o veya bu şekilde kişi kendini mutsuz hissediyorsa genellikle çözmek için alternatif yollar denemeden, sorunların düzelmesini bekliyor, zaman veriyor ve düzelmeyince de işten ayrılmaya karar

verebiliyor. Yapılan araştırmalar insanların işten ayrılma nedenlerinin ilk dördünün aşağıdaki sırada olduğunu göstermektedir;

* Çalıştığı firmanın yönetiminde olumsuz değişimlerin meydana gelmesi,

* Sorumlular ile uyumsuzlukların yaşanması,

* Yakın arkadaşlarının işten ayrılması,

* Verilen işin azaltılması.

İnsanlar çoğunlukla işten ayrılma kararı verdiklerinde, bu karar duygusal olmaktadır. Oysaki doğru düşüp, ayrılma nedenlerini, neden mutsuz olduklarını doğru tespit etseler belki de ayrılmalarına neden olan sorunlar çözülebilir ya da sorun yaratan durumları iyileştirebilirler. İşyerinde yaşanan sorunlar kişinin ruhsal yönden iyi oluşunu da doğrudan etkiler. Bu nedenle işyerinde sorun yaşıyorken de herşey yolundayken de ruhsal yönden iyi kalabilmek için dikkat edilmesi yararlı olan şeyler vardır.

Çalışma Hayatında Ruhsal Açıdan Güçlü Olmak ve Tükenmeyle Baş Edebilmek İçin Neler Yapılabilir

* Her gün kendinize ve düşüncelerinize zaman ayırın,

* Çok yönlü olmaya çalışın. İşiniz tüm hayatınız olmasın,

* Boş zamanlarınızda gevşeme tekniklerini kullanarak rahatlayın,

* Özgür olduğunuzu düşünün. Kendinizi başkalarının esiriymiş gibi hissetmeyin,

* Giyiminize ve çalışma ortamınıza sık sık yenilikler yapın,

* Çalışma ortamınızdaki insanlarla iyi ilişkiler kurmaya çalışın,

* Aşırı yük ve görevleri üstlenmeyin, hayır diyebilin ve yetiştirme olasılığınız düşük olan işler için söz vermeyin,

* Kilonuzu arttırmaktan kaçının, sağlıklı beslenin, yüksek kalorili besinler ve karbonhidratlardan mümkün olduğunca uzak durun,

* İş bitirme tarihlerini gerçekçi olarak planlayın mutlaka tolerans bırakın zamanlamaları kıtı kıtına planlamayın,

* Hobi olarak mesleki hayatınızda da işinize yarayacak kurslara yönelin,

* Fırsat buldukça sosyal hayatınızda da yeni yerler görmeye küçük tatillere çıkmaya çalışın, sizi strese sokan mekanlardan uzaklaşıp enerji depolayın,

* Çalışmaya odaklandığınızda dikkatinizi dağıtan kişi, ses ve objeleri belirleyin ve çalışma alanınızı tekrar düzenleyin,

* Mükemmelliğin peşinde koşmayın, basit olay ve başarılardan da mutlu olun,

* Hoşlanmadığınız işleri ertelemeyin, bir an önce yapın.

* Müzikten yararlanın; müzik monotonluğu azaltır aynı zamanda da işin verimini arttırır, morali yükseltir.

* Dinlenme sürelerini iyi ayarlayın; dinlenme molalarının başlıca yararları,

-Beden yorgunluğunu azaltır,

-İşte değişikliği sağlayarak monoyonluğu azaltır,

-Sosyal ilişkilerin gelişmesini sağlar, iş arkadaşlığının güçlenmesini sağlar.

En yararlı dinlenme molaları üretimin ve verimliliğin düşmeye başladığı, dikkatin dağılmaya başladığı zamanlarda verilen molalardır. Kısa süreli ve sık sık verilen molalar konsantrasyonu ve verimliliği engeller bu nedenle uzun süreli daha az sayıdaki dinlenmeler daha etkilidir.

* Amaçlarınızı belirleyin; amaçların etkili olabilmesi için öncelikle gerçeğe uygun ve ulaşılabilir olmalı. Ayrıca süreç içerisinde kısa vadede de etkilerini görebilmeniz hem motive eder hem de amaçlara ulaşmak için çalışmaktan kaçınmazsınız.

Yazı içerisinde sunulan öneriler maalesef ki hayatınızdaki stres kaynaklarını ortadan kaldırmayacak. Ancak size, stresinizi lehinize kullanmanız ve olumsuzu yönetebilmeniz konusunda yardımcı olabilir. İşin içinden çıkamadığınız ve sorununuzun hayatınızın birçok alanını olumsuz etkilemeye başladığı durumlarda bir uzmandan yardım almanız faydalı olur.

İnsanın en temel gereksinimlerindendir sevmek ve sevilmek. Bu yüzden de tek bir günü yoktur sevginin. Ama tabiiki bu durum mevcut 14 Şubat gerçeğini değiştirmiyor. Aslında şu yönden de bakılacağı gibi, bazen özel bir günde hatırlanmak sıradan günlerde hatırlanmaktan daha anlamlı olabiliyor ve bu da sevgililer gününü bir çok kişi için özel yapıyor. Bazılarımız için ticari bir anlam taşısa da 14 şubat için asıl önemli olan sizin ve sevgiliniz için bugünün ne anlam ifade ettiğidir. Aranızda bugünün sizin için ne anlam ifade ettiğini konuşmakta fayda var. Çünkü sevgililer günündeki tutumunuz sevgiliniz için kişiliğinizi ve ilişkinizin boyutunu tanımlayıcı ipuçları verebilir, yanlış mesajlar iletebilir.

Sevgililer gününü bazı kişiler sadece hediyelerin alındığı, farklı aktivitelerin yapıldığı ticari anlam taşıyan bir gün olarak tanımlayabiliyor. Eğer sizde böyle düşünüyorsanız eminiz ki Sevgililer gününün faydalarını daha önce fark etmemişsiniz. İşte 14 Şubat’ı lehinize kullanabileceğiniz durumlar;

• ilişkinizi rutinden çıkartmanıza yardımcı olur ve ilişkiniz için enerji kaynakları yaratır.
• Sorun yaşıyorsanız ilişkiniz için şans yaratır.
• Duygu ve düşüncelerinizi ifade etmekte zorlanan biriyseniz, sevginizi ifade edebilmeniz için uygun zemin hazırlar.
Şimdi gelelim Sevgililer Gününü en güzel şekilde nasıl geçirebileceğinize. Aşağıdaki önerilerle çok özel bir gün geçirebilirsiniz.

14 Şubat’ta Yapılacaklar Listesi

• İlk olarak güne kendinizi hazırlamakla başlayın. Kendinizi şımartın. Öz bakımınıza, saçınıza, kıyafetinize özen gösterin,
• İlişkinin kendi sisteminde iki tarafında görevleri vardır. Bu sevgililer gününde onun için göreviniz dışında bir özveride bulunun,
• Hergün yaptığınızdan farklı bir aktivite planlayın ve sevgililer günü sayesinde ilişkinizi şarj edin.
• Sadece bir günlüğüne haklı haksızı ve sorgulamayı bırakın, onu önemseyin.
• “ben” ve “o” olmadan “biz” olun.
• Çevrenizdekilerin fikirlerini öncelikli tutmayın. Sevgilinizin tutumu ve hediyesi konusunda onu başkalarıyla kıyaslamayın.
• Bu sevgililer gününde ondan büyük beklentileriniz olmasın. Karşılık beklemeden siz sevgiliniz için birşeyler yapın.
• İlişki ya da kişisel kaynaklı sorunlarınızı bir günlüğüne dondurun. Geçmiş güzel anılarınızı, gelecek planlarınızı konuşun.

Sevmek, sevilmek ve sağlıklı bir ilişki sürdürmek bireyi mutlu eden kişisel hayatını, ruh ve beden sağlığını olumlu etkileyen faktörlerdir. Yapılan araştırmalar gösterir ki aşk;

• Stresi azaltır,
• Sağladığı hormonel değişim ile vücutta doğal anestezik etki yapar,
• Motivasyonu arttırır,
• Özyeterlilik duygusunu arttırır,
• Konsantrasyonu arttırır,
• Cesareti arttırır,
• Özgüveni arttırır,
• İş başarısını arttırır.
Kısaca diyebiliriz ki mutlu olmak için sevginize iyi bakın ve bu sevgililer gününde ona sevginizi anlatmak için güzel bir yol seçin.

Sevgiyle kalın…

Şub 06

OKULA DÖNERKEN

by eiza ajans in Makaleler 0 comments 1721

Heyecanla beklediğimiz, sabırsızlıkla tarihleri saydığımız tatilin, son günlerini yaşıyoruz. Tatil modundan çıkıp tekrar yoğun tempoya girme zamanı. Bu durum tabii ki evlerde stres ve gerginlik yaratıyor. Okulun açılmasına bağlı, okul kaynaklı kaygılar bu günlerde yoğun yaşanır ve evlerde inatlaşmalar zaman zaman da bağrışmaların artmasına sebep olabilir. Bu dönemde dikkat edeceğiniz bir kaç nokta, evdeki sakinliği korumanızda size yardımcı olacaktır.
Anne babaların öncelikli olarak kendi duygularını kontrol etmesi gerekmektedir. Çocuklarınızın kaygısı sizin de kaygınız olmasın, onların olumsuz duygularından endişelenmeyin. Çocuklarınızın sizin kararlı ve kontrollü olduğunuzu görmeye ihtiyaçları var. Okullar açılırken çocukların yaşadığı kaygı gayet normal bir duygudur, önemli olan bunu nasıl yönetebildikleridir. Çocukların okula uyum sağlamaları ve olumsuz duyguları sağlıklı bir şekilde yönetebilmeleri için anne ve baba olarak size de bazı görevler düşüyor.

OKULA DÖNÜŞ YOLUNDA ANNE BABALARIN GÖREVLERİ

• Evdeki rutininizi tatil düzeninden okul düzenine geçirin. Yemek saatlerini, gece yatış ve sabah kalkış saatlerini okul dönemine göre ayarlayın. Bu düzen çocuğunuza kendini hem daha rahat hissettirecek hem de okula uyumunu kolaylaştıracaktır.
• Çocuğunuzun kaygı ve endişelerini dikkatlice dinleyip anlamaya çalışın. Endişelerini umursamaz davranmayın, duygularını küçümsemeyin ve bu duyguları yaşadığı için kendi suçlu hissettirecek ifadelerden kaçının. Duygularını paylaşması konusunda cesaretlendirin ve bu hislerin normal olduğunu, arkadaşlarının da benzer duygular yaşadığını söyleyin.
• Okul döneminde yapılacaklar ile ilgili kararlar almak ve planlar yapmak okula uyumunu destekleyecektir.
• Çocuğunuzla okulun ilk günleri daha fazla ilgilenin ve okul öncesinde ya da sonrasında birlikte yapacağınız aktiviteler planlayın.
• Tatilin sağladığı rahatlık ve özgürlükle daha fazla oyun ve televizyon saatine sahipti. Bu dönemde bu saatlerin tamamen kaldırılması ve yasaklanması çocuklarda daha çok huzursuzluğa sebep olur. Bu nedenle oyun ve televizyon saatlerini okul ve ödev saatlerine uygun bir şekilde yasaklamadan kısıtlayın.
• Odasını okul düzenine sokun. Oyuncakları yavaş yavaş kaldırıp defterlerini, kitaplarını, kalemlerini ve diğer okul eşyalarını yerleştirin.
• Birlikte okul alışverişine çıkın. Kullanacağı malzemeleri kendi seçmesi, onları kullanma konusunda çocuğunuzu motive edecektir.
• Okul arkadaşları ile okul açılmadan önce bir aktivite planlayın. Hem özlediği arkadaşlarını görmek hoşuna gidecek hem de okulun ilk günü “ne yapacağım?” kaygısı yaşamasını önleyecektir.
• Ödev ve okul sorumlulukları ile ilgili baskı kurmayın. Ancak eksik ödev, okula dönüş kaygısını arttıracağından ödevlerini kontrol edin ve bitmiş olduğundan emin olun. Eksik ise nasıl yetiştirebileceği ile ilgili çalışma planı hazırlayın.
• İlk günler okula gitme konusunda isteksizlikler yaşayabilir hatta karın ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel bazı şikayetlerden yakınabilirler. Bu şikayetlerin tıbbi kaynaklı olup olmadığını iyi araştırın.
• Okula gitmek istemezse nedenlerini dikkatlice dinleyip anlamaya çalışın, çözümleri hakkında konuşun ve okula gitmesi konusunda teşvik edin.

Çocuğunuz okula uyum sorunları yaşadığında, onun yanında olmanız ve desteklemeniz okula adaptasyonunu kolaylaştıracaktır. Eğer uyum sorunu 4 haftadan uzun sürerse ve işin içinden çıkılamaz bir noktaya gelirse mutlaka bir uzmandan yardım alın.

Hangimiz aşk acısı yaşamadık ki. Terk ettik, terk edildik, kavga edip ayrıldık yada sakince karşılıklı konuşarak ayrıldık ama her bitiş beraberinde bir acı getirdi. Bu acı kişiye ve yaşanan ilişkiye göre değişsede kaçınılmaz bir sondur. Çünkü insan sevdiği kişiyi sahiplenir. Ayrıldığımızda ise yaşadığımız şey ‘kayıp’tır. Kayıp aynı ölümde yaşadığımız gibi yas sürecini doğurur. Bu nedenle aşk acısı aslında bir nevi yastır. Bir kişiyle derin ve duygusal bir ilişki yaşadıysak ve beraber bir şeyler paylaştıysak ayrılıktan duyacağımız acı bu ilişkinin bir zamanlar bizim için taşıdığı anlama eşit olacaktır. Aşk acısının süresi ve şiddeti duygularınıza ve ruhsal gücünüze göre değişir. 1 yıl da sürebilir, 1 ayda bu size bağlı. Ancak ruhsal gücünüzü arttırmak aynı zamanda aşk acısının süresini ve şiddetini azalmak için birkaç öneride bulunabiliriz.

Ayrılık sonrası yaşanan duygulardan en yoğun olanları utanç, ıstırap, korku, yalnızlık, öfke, kıskançlık, kin, küçümsemedir. Bu olumsuz duygular baskın duygulardır ve biz onları kontrol etmezsek onlar bizi esir alır. Öncelikle bu duygular üzerinde kontrol sağlamak için kendinize söylemeniz gereken 3 şey var.

1. Bu ilişki şimdi gerçekten sona erdi. Gerçekleri kabullenin.

2. Bu ilişkinin bitmesi bana duygusal olarak acı veriyor. Duygularınızı kabullenin.

3. Bu acının mümkün olduğunca çabuk geçmesini ve sağlıklı olmayı istiyorum. Amacınızı belirleyin ve potansiyelinizi kabullenin.

Ayrıca bu dönemde sosyal hayatınızda, rutininizde ve düşünce tarzlarınızda düzenlemeler yapmanız gerekebilir. Uzak durmanız ya da daha fazla vakit harcamanız gereken durumlarla ilgili öneriler bu dönemde size yardımcı olacaktır.

Ne Yapmalı – Ne Yapmamalı

* İlk başta ayrıldığınız kişiye ait eşyaları, fotoğrafları ve nesneleri ortadan kaldırmakla işe başlayın. Onuçağrıştıracak tüm objeleri özel bir kutuya koyup bir yere kaldırın. Daha sonra açıp bakabilirsiniz ancak şuan doğru zaman değil.

* O kişiyi facebook, twitter gibi sosyal medya hesaplarından takip etmeyi bırakın.

* Telefonunuzdaki mesajları, mailleri ayrı bir klasöre taşıyın ve tekrar tekrar okumayın.

* Arkadaşlarınızla planlar yapın. Kendinizi eve kapatmak isteyebilir ve kimseyle görüşmek istemeyebilirsiniz ama kendinizi zorlayın.

* Bu ilişkinin bitişiyle kaybettiğiniz şeyleri değil kazandıklarınızı düşünün. Bu ilişkinin, ayrılığın ve o kişinin size neler öğrettiğine odaklanın.

* Gerçek duygularınızı saklamayın. Gülmek istiyorsanız gülün, ağlamak istiyorsanız ağlayın, bağırmak istiyorsanız bağırın. Duygularınızı bastırmadan ifade edin.

* Ağlamak rahatlatır. Ağlamamak için kendinizi tutmayın. Yapılan araştırmalara göre ağlamak duygusal olarak rahatlatmanın yanında vücudumuzu toksinlerden arındırıyor. Vücutta stresle biriken manganez, gözyaşıyla dışarı atılıyor ve böylece ağlarken toksinleri de atarak sistemimiz temizleniyor.

* Çevrenizde gelen yararlı öğütlere dikkat edin. Bir süre sonra bu öğütler canınızı daha çok sıkabilir. Çevrenizden bu konuyla ilgili tavsiye ve öğüt istemeyin. Unutmayın onlar kendi ilişkilerinde uzmanlar, sizinkinde değil.

* Sizin için haftanın hangi günleri zor geçiyor belirleyin. Onu daha çok aradığınız, yokluğunu hissettiğiniz, yalnız kaldığınızı düşündüğünüz bir gün mutlaka vardır. Örneğin tüm arkadaşlarınızın planı olması sebebiyle hafta sonları daha çok sıkılabilirsiniz. Belirlediğiniz güne sevdiğiniz ya da uzun zamandır yapmak istediğiniz bir aktivite koyun.

* Kendi iç sesinizle konuşurken kullandığınız kelimeleri ve düşünce tarzlarını değerlendirin ve olumlularla değiştirin. Örneğin, ‘Beni terk etti’ demek yerine ‘ayrıldık’ deyin.

* Kendi rutininizde bir düzenleme yapmak hem kendinizi daha rahat hissetmenizi sağlar hem de hayatınızın yolunda gittiğini gösterir. Bu nedenle beslenme uyku düzeninize dikkat etmelisiniz. Eğer uykunuz ve beslenmeniz düzensiz ise kendi rutininize uygun bir plan yapmalısınız. Haftanın her günü akşam aynı saatte yatmak ve sabah aynı saatte kalkmak, hayatınıza sağlıklı kahvaltıları eklemek önceliğiniz olsun.

* Hayatınıza hareket katmalı, özellikle bu dönemde egzersize daha fazla zaman ayırmalısınız. Bedeninizin size destek olmasına izin verin.

* Ayrıldığınız kişinin size kendinizi kötü hiseettirdiği davranışlarından 3 şeyi hatırlayın. Uygun gördüklerinizi bir liste yapın.

* İlişki sona erdiğinde başlangıçta büyük bir umutsuzluğa kapılmanız gayet normal. Bu umutsuzluk ve karamsarlığın ardından ayrıldığınız kişiyi tanımadan öncede bir hayatınız olduğunu hatırlayacaksınız. Bu dönemde ilişkiye başlamadan önce yapmaktan keyif aldığınız uğraşları hatırlayın ve onlarla ilgilenin.

* Özel günlerde (sevgililer günü, yıldönümünüz, doğum günü vs.), size ihtiyaç duyduğunuz şefkati göstererek hayatınızdaki boşluğu doldurmanızda yardımcı olması için ailenizle ya da yanında olmaktan keyif aldığınız kişilerle görüşün.

* Olaylara komik yanlarından bakmaya çalışın. Bu acıya anestezi etkisi yaratacaktır. Sizi güldürecek şeyler yapın, yanında çok güldüğünüz arkadaşlarınızla görüşün, komedi filmler izleyin.

* Günde 3 kez doğru nefes alma tekniğini uygulamak size kendinizi iyi hissettirecektir. Burnunuzdan karnınızı şişirerek derin nefes alın. Göğüs kafesinin içi havayla doluncaya ve göğsünüzün üst kısmını şişirinceye kadar nefes almaya devam edin. Daha sonra ağzınızdan yavaş yavaş bu nefesi verin ve karın kaslarınızı içeri doğru çekin. Unutmayın günde 3 kez 5 doğru nefes.

* Riskli bir döneme girdiyseniz (taşınma, iş değişikliği…) bir süre karar vermekten vazgeçin. Bu değişiklikleri yapmadan önce hayatınızda bazı şeylerin yoluna girmesini bekleyin.

Aşk, kayıp, acı, iyileşme hayata dairdir. Önemli olan bu olgularla barışık olmak ve her zaman çıkış yolu olduğunu hatırlamaktır. Bu nedenle acılarınızla, kayıplarınızla barışın ve amaçlarınızı yeniden belirleyin, göreceksiniz çözüm kendiliğinden gelecek.

Bugün karne günü. Hem neşe hem sevinç hem kaygı birarada yaşanıyor bugün. Çocuklar mutlu çünkü onlar için karne demek tatile açılan kocaman bir kapı demek. Bir çoğu tatil planlarını yaptı bile. Tek kaygıları anne babalarının tepkileri. Anne babalarda karneyi görünce ne yapacakları konusunda kararsız. Her anne babanın duygusu ve tepkisi farklı olacak. Kimi anne babalar sevinecek kimileri üzülecek kimileri hayal kırıklığı yaşayacak. Ne olursa olsun tepkiler sert ve kırıcı olmasın. Karne iyi olduğunda nasıl ki sevinci paylaşıyorsak kötü olduğunda da üzüntüyü aile olarak paylaşmak normal ve gerekli bir durumdur. İyi karnede ve notlarda anne baba olarak hep bize düşen payları konuşuruz, önemli olan bu pay çıkarmayı kötü karne ve notlarda da yapalım. Suçlamadan önce durup bu karnedeki sorumluluklarımızı değerlendirelim.
İyi karne için çocuğu takdir etmek, sözel olarak övmek, eğer dönem başında anlaşma yapıldıysa ödülü almak çocuğu hem motive eder hem de ona başarma duygusunu yaşatır. Ancak hediye alırken abartıya kaçmamak gerekir. Yaş döneminin üstünde ve pahalı hediyeler sonraki süreçte daha fazlasını alma ihtiyacı oluşturur, çocuklarda doyumsuzluk oluşur ve ödül de motive edici unsur olmaktan çıkar.
Peki ya karne kötüyse? Öncelikli olarak unutmayın ki karne ve notlar düzelir ancak çocuğunuzun duygusal sorunları, kendine olan güveni ve değer duygusu çok daha zor düzelir. Bu nedenle suçlamadan ve yargılamadan başarısızlığın kaynağının ne olduğu ile ilgili konuşulmalıdır. Çocuğunuza olan sevginizin karneyle ve notlarla ilgili olmadığını, onun yanında ve destekçisi olduğunuzu göstermeniz hem aranızdaki ilişkiyi hem de çocuğunuzun güvenini sağlamlaştırır. Düşük not varsa ‘böyle olacağı belliydi’, ‘hiç çalışmadın zaten’, ‘bu notlar nasıl düzelir’ demek yerine, ‘sen gayret ettin ancak sanırım bazı derslerde eksiklerin, sen ne düşünüyorsun?’ demek hem çocuğa kendini değerli hissettirecek hem de ders başarısı noktasında çözüm üretecek yollar bulmanızı sağlayacaktır. Derslerdeki başarısızlığı ile ilgili kendi görüş ve önerilerini alın, başarılı olabileceği konusunda cesaretlendirin. Daha başarılı olabilmesi için neler yapabilir konuşun ve bir plan oluşturun.
Tatil sürecinde çocuğun zamanının çoğunu anne babasıyla geçirmesi, sosyal ve kültürel aktivitelere katılmaları, ders programı oluşturulması ve eksik konuların tekrar edilmesi, televizyon ve bilgisayar başında daha az zaman geçirmesi, daha çok anne baba ve çocuk aktiviteleri yapmaları, bol bol kitap okumaları hem tatili verimli geçirmelerini hem de yeni dönem için güç toplamak adına dinlenmelerini sağlayacaktır.
Anne Babaların Tepkisi Nasıl Olmalı
• Başarısızlıklarından önce başarılı olduğu alanları konuşun,
• Suçlamayın,
• Başarısızlığın kaynağı ile ilgili çocuğunuzu sakince dinleyin,
• Başarılı olmak için neler yapılabilir düşünce ve önerilerini sorun, bir plan yapın,
• Ceza vermeyin, tehditkar konuşmalardan kaçının,
• Başkalarıyla kıyaslamayın,
• Sevginizin koşulsuz olduğunu hissettirin,
• Cesaretlendirin,
• Çocuğunuzu kendi yeteneğine göre değerlendirin,
• Başarıları için tebrik edin, övün ancak maliyetli hediyelerden kaçının,
• Anne baba olarak yeni dönemde çocuğunuzun okul başarısını arttırmak için neler yapabilirsiniz konuşun, çözüm yolu belirleyin,
• Beklentilerinizi çocuğunuzun kontrolünde ve gerçekçi olanlarla değiştirin.
Unutmayın karne çocuğunuzun değerini ya da zekasını gösteren bir belge değildir. Karne çocuğunuzun dönem boyunca okulda gösterdiği performansın karşılığı olarak ders başarısını gösteren bir belgedir. Bu nedenle sakın çocuğunuzla aranıza karne sokmayın.
İyi tatiller…

Birçok anne babanın en büyük amaçlarından biri mutlu çocuklar yetiştirmektir. Bazı anne babalar bu amaca ulaşmak için kendi hayatlarını adarlar. Kendileri için hiçbir şey yapmaksızın tüm davranışlarını çocuklarına odaklarlar. “Ödevimiz var, babamız/annemiz geldi.”gibi cümleleri birçok anne babadan duyabiliriz. Bazı anne babalarda fazla esnek davranarak çocuğa sınır koymaz ve aşırı özgür bırakırlar.

Çocuğun kendini tanıması, kişiliğini kazanması ve uyum sağlayabilmesinde ailenin çok büyük bir etkisi vardır. Çocuğun ruh sağlığını belirleyen en temel etkenlerden biri, kötü alışkanlıklar edinip edinmemesidir. Bunların en sık görüleni ise sigaradır. Hatalı anne-baba tutumu, aşırı esnek ya da katı aileler ve bozuk aile yapısı sağlıksız bir gelişimin ve uyum problemlerinin kaynağı olabilir. Esnek ailede anne-baba çocuğa çok şey vererek, çocuğun kendi yeteneklerinin, becerilerinin sınırını görmesini engeller. Katı aile tutumlarında ise aile çok az şey vererek ona gerekli desteği sağlamaz ve uygunsuz davranış örüntülerinin gelişimine neden olur.

Günümüzde sigara içme yaşı 10lu yaşlara kadar düşmüştür. Özellikle ön ergenlik dönemine denk gelen bu yaş dönemi, duyguların en yoğun yaşandığı, çatışmaların olduğu, aidiyetlik hissinin sorgulandığı evredir. Aile içi iletişim problemleri olduğunda, çocuk kendini aile içinde yararsız, yetersiz hissettiğinde ve aileye ait hissetmediğinde kolay ait olabileceği başka gruplar arar. Bulduğu grupların ortak özelliği, aile problemi yaşamaları olabilmektedir. O gruba ait olmak çoğu zaman o gruptakiler gibi düşünüp davranmak olduğundan sigara alışkanlıkları ortaya çıkabilir. Sigara ergenlerde kimi zaman bir merak, kimi zaman bir tepki kimi zaman da büyüdüğünü ispat etmek anlamına gelebilir.

Gençlerin sigaraya başlamalarında bir başka neden de sigara kullanımının otoriteye başkaldırı sembolü olarak algılanmasıdır. Yapılan araştırmalarda anne-babalarını otoriter olarak algılayan gençlerin, demokrat olarak algılayanlara göre daha çok sigara tükettikleri/sigaraya başladıkları öğrenilmiştir. Baskı altında büyüyen çocuk, başkalarının etkisinde kolay kalır. Anne babanın aşırı korumasında ise çocuk bağlanma ve özgüven problemi yaşar. Sigaraya yönelim çoktur. Özgüvenin kişileri kötü alışkanlıklardan koruyucu etkisi vardır.

Peki, çocuklarının sigara içtiğini öğrenen anne babaların tutumu nasıl olmalıdır.

*Öncelikle sakin olmalısınız. Unutmamak gerekir ki öfkeliyken ya da aşırı endişeli bir ruh hali içindeyken iletişime açık olmayız.

*“Seni anlıyorum demek, sana hak veriyorum demek değildir!” Öncelikle sakinleşip çocuğunuzu bu konuda durumunu anlatmaya teşvik edin. Bunu çocuğunuzun kendini en güvende hissettiği yerde örneğin; odasında başlatabilirsiniz. Unutmamalı ki önemli olan çocuğunuzun dürüstçe durumunu anlatabilmesidir.

*Çocuğunuzu bu alışkanlığa iten sebepleri dinlemeye gayret edin ve ona bu zor durumu ile ilgili sebeplerde anladığınızı ifade eden cümleler kurun.

*Onu eleştirmeyin, hakaret etmeyin.

*Çocuğunuzla daha fazla paylaşımda bulunun, onunla ortak aktiviteler yapın.

*Aile içi etkinlikleri arttırın. Örneğin yemek masasında geçirdiğiniz süreyi uzatın.

*Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın.

*Çocuğunuza baskı uygulamayın. Unutmayın ki çocuğunuzun dürüst olması oldukça önemli.

*Çocuğunuzda, ne zamandan bu yana sigara alışkanlığı olduğunu öğrenin.

*Çocuğunuzun sigara tükettiği kişileri, ortamları ya da zamanları gözlemleyin.

*Hatalarını yüzüne vurmayın.

*Kendinizde sigara alışkanlığı olup olmadığını fark edin. Unutmayın, rol model olabilirsiniz.

*Yararlı ve yeterli olduğu davranışları ifade edin. Özgüven kazanımı kötü alışkanlıkları engelleyen en büyük silahtır.

*Çocuğunuzu sigara içmeye iten sebepleri fark edin ve o sebepler üzerinde çözüm üretmeye gayret edin. Aşamadığınız noktada psikologlardan destek alın.

Oca 13

SOSYAL JET LAG

by eiza ajans in Makaleler 0 comments 2634

GÜN İÇİNDE DÜZENLİ OLARAK YORGUN VE UYKUSUZSANIZ, SOSYAL JET LAG SENDROMUNDA OLABİLİRSİNİZ!!!

Yerel saat ile vücudumuzun biyolojik saatinin uyumsuzluğu olarak tanımlayabileceğimiz jetlag, sadece uzun süren uçak yolculuklarıyla karşımıza çıkmıyor. Modern yaşamın bir getirisi olarakta bugun herbirimiz sosyal-jetlag sendromuna yakalanma riski taşımaktayız. Halk arasında kapalı alan sendromu olarak da bilinen sosyal-jetlag biyolojik saat ile gün periyodları arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanmaktadır. Bu sebeple de kapalı ofis ortamında çalışan, güneş ışığından uzak kalan ve çalışma saatleri düzensiz olan kişilerde daha fazla görülmektedir. Özellikle modern mimari ile yaygınlaşan plazaların, gökdelenlerin hayatımıza girdiği günümüzde suni havalandırma ve aydınlatma da sosyal-jetlag sendromuna neden olmaktadır.
Sosyal-jetlagın en yaygın belirtileri; uykusuzluk, isteksizlik, sürekli yorgunluk, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu, stres, gerginlik, aşırı öfke, tahammülsüzlük, umutsuzluk, mutsuzluktur. Eğer saydığımız bu belirtileri gün içinde sık sık yaşıyorsanız ve çalışma ortamınızda buna zemin hazırlıyorsa, aşağıdaki önerileri mutlaka dikkate almalısınız.

10 ADIMDA SOSYAL JET LAG SENDROMUNDAN KORUNUN

• Sosyal jet lagla baş etmenin ilk ve en önemli adımı uyku düzenidir. Uykunuzun kendine ait bir rutini olmalı ve çok mecbur kalmadıkça haftasonları da dahil olmak üzere bu rutinin dışına çıkmamalısınız.
• Çalışma saatleri içerisinde mutlaka günde en az 2 – 3 kez kısa aralar vermeli, temiz hava almalı mümkünse çalışma alanını havalandırmalısınız.
• Gün ışığından olabildiğince yaralanmaya çalışmalısınız. Fırsatınız varsa öğle yemeğinde dışarı çıkmalı, ofis ya da çalışma alanınızı ışığı maksimum düzeyde içeri alacak şekilde düzenlemeli, gün ışığına yakın aydınlatmaları kullanmalısınız.
• Beslenmenize dikkat etmeli, karbonhidratlı ve yağlı yiyecekler yerine sebze ve meyve tüketmelisiniz.
• Alkol ve kafein kullanımına dikkat etmeli, minimum düzeyde tutmalısınız.
• Ev ve iş dengesi arasında mutlaka kendinize ayırdığınız bir zaman yaratmalısınız. Örneğin; işten eve dönerken daha uzun yolu kullanmak ve daha fazla yürümek iş sonrası nefes almanızı sağlayacaktır.
• Eğlenceli hafta sonu planları, gün içerisinde arkadaşlarla kahve molaları gibi etkinliklerle sosyal yaşamınızı düzenlemek yine bu dönemde yapılacaklar listenizin başında olmalı.
• Hayatınıza hareket katmak biyolojik saatinizin düzenlenmesine yardımcı olacaktır. Spor yapmak, eğer spor yapmanız mümkün değilse kendi yaşam şeklinize uygun egzersizler mutlaka yapmalısınız.
• Yapmaktan keyif aldığınız, olumsuz enerjinizi boşalttığınız bir hobiniz mutlaka olmalı. Örneğin; yemek yapmak, puzzle yapmak, müze ve tarihi yerleri gezmek, fotoğraf çekmek, yeni yerler keşfetmek, örgü örmek…
• Gün içinde kendinize mutlaka kişisel zaman yaratmalı ve kişisel zamanınızda internet, telefon, televizyon gibi teknolojik araçları kullanmamaya özen göstermelisiniz.

Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür. Bu nedenle de her çocuk birbirinden farklıdır. Anne ve babaların çocuklarında fark ettikleri kendi çocuklarını diğerlerinden ayıran özellikler önemlidir, üzerinde durulmalıdır. Ancak bunların hepsi davranış bozukluğu değildir. Davranış Bozukluğu, bireyi, aileyi olumsuz yönde etkileyen, diğer insanların temel haklarının çiğnendiği yaşa uygun toplumsal kuralların hiçe sayıldığı davranışlardan oluşan bir durumdur. Çocukta görülen olumsuz bir davranışın, davranış bozukluğu sınıfına girebilmesi için bazı ölçütler vardır.
1. YAŞINA UYGUN OLMAMASI: Çocuklarda davranış problemlerinden bahsetmek için önce çocuğun içinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilmek gerekir. Çocukta ortaya çıkan yaşına bağlı yer yeni gelişme çocuğa değişik şartlar sunar ve zorluklar, güçlükler doğurur. Yeni şartlara uyum sağlayana kadar çocuklarda geçici uyum sorunları yaşanabilir. Gelişim döneminin kendine özgü davranışlarının dışında olmalı.
2. YOĞUN OLMASI: Ortaya çıkan duygu ve davranışların şiddetinin normaldekinden fazla olması gerekir.
3. SÜREKLİ ORTAYA ÇIKMASI: Davranışın uzun zamandan beri ısrarlı bir şekilde devam ettirilmesi gerekir.
4. CİNSEL ROL BEKLENTİLERİNE UYMAMASI: Erkek ve kız çocuklarınn cinsel rollerine göre davranmadığı durumlar olmalı.

EN SIK GÖRÜLEN DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI
• Hırçınlık,
• Sinirlilik,
• Saldırganlık,
• İnatçılık,
• Yalan söyleme,
• Tırnak yeme,
• Saç koparma,
• Alt ıslatma ve dışkı kaçırma,
• Yeme bozukluğu,
• Uyku bozukluğu,
• Okuldan kaçma,
• Karşı gelme,
• Konuşma bozukluğu,
• Çalma,
• Küfürlü konuşmadır.

Davranış Bozukluğuna yol açan birçok neden vardır. Bunlar;
• Çocukların dikkat çekme isteği,
• Bu davranışların bazı durumlarda ödüllendirilmesi,
• Savunma,
• Yetişkin olmanın sembolü olarak görüp olgunlaşma göstergesi olarak görmesi,
• Yetişkinleri rahatsız ederek onları şaşırtma isteği,
• Arkadaşları tarafından onaylanma,
• İntikam almak,
• Anne ve baba ile hesaplaşmak,
• Kitle iletişim araçlarının olumsuz etkisi,
• Fizyolojik sorunlar,
• Kalıtım,
• Yoksunluk,
• Temel ihtiyaçların doyurulmaması gibi durumlardır.

0-6 yaş dönemi çocuklarda, olumsuz anne baba tutumları, ailede istismar öyküsü, annede depresyon öyküsü, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olması, fiziksel açıdan kötü bir evde yaşıyor olmak gibi durumlar sık sık görülmektedir.

Davranış Bozukluğu için en etkili yöntemler görmezden gelme, ödülü geri çekme, alternatif sunma, sözle uyarıda bulunma ve tartışmaktan kaçınmadır. Bağırmak, susturmak, vurmak aranızdaki saygı bağının kopmasına neden olur. En önemli adım bu süreçte saygıyı yitirmemektir. Çocuğun olumlu noktalarını keşfedip artaya çıkarmak ve yüreklendirmek olumsuz davranışları azaltıp çocuğun kendine güvenmesini sağlar. Bu çocukların koşullar her ne olursa olsun anne ve babası tarafından kabul edildiğini ve sevildiğini hissetmeye ihtiyaçları vardır.

NASIL DAVRANMALI, NELER YAPMALI

• Hiçbir zaman ceza şiddetle verilmemeli,
• Davranışla ilgili olay anında değil sakinken konuşulmalı,
• Çocuğa yaşına uygun sorumluluklar verilmeli, başarma duygusuyaşatılmalı,
• Anne baba önce çocuğa olumlu rol model olmalı,
• Olumsuz davranışları gösterdiğinde değil, bu davranışları göstermediğinde ilgilenilmeli ve ödüllendirmeli,
• Anne ve babanın çocuğa yapma dememesi, davranış sayesinde anne ve babadan ilgi almaması gerekir,
• Çocuğa dürüstlük ve mülkiyet kavramları öğretilmeli, anne baba çocuğa model olmalıdır. Örneğin anne baba çocuğa verdikleri sözleri tutmalı, ona ait bir eşyayı alırken izin istemelidir,
• Çocuğun yaşına ve bireysel özelliklerine uygun beklentiler oluşturulmalı, başaramayacağı şeyler beklenmemelidir,
• Diğer çocuklarla kıyaslama yapılmamalıdır,
• Çocuğun istedikleri bu tip davranışlar yapıldıktan sonra yerine getiriliyorsa, çocuk istediklerini yaptırmak için bu davranışları araç olarak kullanır. Bu sebeple bu davranışlara tolerans göstermemek gerekir,
• Olumsuz davranış ortaya çıktığı durumlarda çocuk yaratıcılığa teşvik edilmeli, olumlu bir faaliyete yönlendirilmeli,
• Okul öncesi dönem, bireyin gelişimi açısından önemli yıllardır. Bu nedenle bu dönemde davranışların gözlenmesi, değerlendiririlmesi, varolan sorunların çözümlenmesi, oluşabilecek problerler için önlem alınması büyük önem taşır. Okul öncesi döenmde çocuğun davranışlarının en fazla gözlemleneceği yer okuldur. Bu nedenle anne baba ve öğretmen devamlı iletişim içinde olmalıdır.
• Anne baba ile rahat konuşabilmesi için uygun ortamlar hazırlanmalı, cesaretlendirilmelidir. Çocukların anne babalar için basit, önemsiz konuları paylaşmalarına müsade edilmelidir. Aksi halde, önemsiz şeyleri bile konuşamadığı anne ve babasına önemli konuları, duygu ve düşüncelerini anlatması çok zor olacaktır.

Çocuklarda Davranış Bozukluğu terapisinde, çocukların iletişim becerileri, sorun çözme becerileri, dürtü kontrolü, öfke kontrolü gibi konular çalışılır. Çocuklarla beraber anne ve babanın da tutum ve davranışlarının düzenlenmesi gerekir. Çünkü anne ve baba tutumları çocuğun davranışlarında büyük rol oynar. Bu nedenle terapi sürecinde aile yönlendirmesi ve aile danışmanlığı da uygulanabilir hatta bazen en etkili yol anne baba eğitim programlarıdır. Tedavi edilmediği takdirde kalıcı davranış bozuklukları ve antisosyal kişilik bozukluğu başta olmak üzere bir çok soruna yol açabilir. Bu nedenle erken teşhis ve müdahale çok önemlidir. Ailenin çocuğun davranışlarını iyi gözlemlemesi, çocuğun duygu, düşünce ve davranışındaki farklılıkları iyi değerlendirmesi, gerekli durumda uzmandan yardım alması gerekir.